Coğrafi Özellikleri

Sandıklı İlçesi


İl merkezine 60 km uzaklıktadır. Antalya-Denizli karayolu ve İzmir-Ankara-İstanbul demiryolu hattı üzerinde kurulmuş önemli yerleşim merkezlerindendir. Sandıklı 1924 yılında ilçe olmuştur. Kaplıcası ve leblebisi ile tanınmaktadır.

İlçenin ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemekle beraber, Frigyalılar döneminde kurulduğu, yapılan araştırmalarla ortaya çıkmıştır.Sandıklı bölgesinin en büyük yerleşim yeri Kussar-Kussor idi. Bu şehir, Hititlerin başşehri olarak bilinen Hattuşaş ayarında bir şehirdi. Bu durum Oxford Üniversitesinden Arkeolog Miss.Winifert Lamb tarafından Kussar (Kusura köyü) Höyüğünde yapılan kazılardan anlaşılmıştır.

Kusura şehri, tarih itibariyle M.Ö. 5000 yıllarına kadar dayanmaktadır. Buradan çıkan eserler Afyonkarahisar Arkeoloji Müzesi’nde olup, Bakır çağını yansıtmaktadır. Hititlerin M.Ö. 1200 yıllarında yıkılması ile Frig devleti kurulmuştur. Sandıklıda bu dönemde önem kazanmıştır. Tarihte Yanık Frigya olarak bilinen bölge içindeki beş şehri kapsayan Pentapolis bölümü bugünkü Sandıklı ovasına yayılmış olan Koçhisar (Hierapolis), Karasandıklı (Bruzeus), Menteş (Stektoriom), ve Yanıkören (Otreus) önemli yerleşim merkezleri ve antik kentlerdir.

Sandıklı M.S. 395 yılından 1078 yılına kadar geçen süre içerisinde Bizans yönetiminde kalmıştır. 1071 Malazgirt Savaşından sonra zamanla,Türkler bütün Anadolu’ya hâkim olmuşlardır. Anadolu’ya gelen Türkmen boylarının başında Kutalmışoğlu Süleyman, Mesut, Dolatan, Emir Alpyoluk Afşin, Sanduk Beyler bulunuyordu. Afyonkarahisar ve Sandıklı bölgesi Dolatan ve Emir Sanduk kuvvetlerince Akdağ kesimine kadar, tamamen Bizanslıların elinden alınmıştır.

Selçuklular zamanında Germiyanoğulları, Sandıklı’yı çeyiz hediyesi olarak Yıldırım Beyazıt’a vermişlerdir. Böylece Osmanlı hâkimiyetine geçmiş, Timur’un Anadolu’yu istilâsı ile Osmanlı hâkimiyetinden çıkan Sandıklı, bir ara Karamanoğulları Beyliğinin elinde kalmış ise de, daha sonra tekrar Osmanlı hâkimiyetine geçmiştir. Selçuklu Devletinin yıkılmasıyla Anadolu’da irili, ufaklı beylikler kurulmuştur. Germiyanoğulları bundan yararlanarak Sandıklı bölgesini hâkimiyetleri altına almışlardır. Bu dönemde bazı eserler yapılmış ve şehrin tamiri 1325’te tamamlanmıştır.

Ulu Camî, yine bu dönemde, 26 Mart 1379’da yapılarak ibadete açılmıştır. İstiklâl Savaşı yıllarında Sandıklı ve köyleri Yunanlılar tarafından işgal edilmiş ise de uzun sürmemiştir. İstiklâl Savaşı sonucunda Türkiye Cumhuriyeti idaresine geçmiştir.

İlçe, ilimizin güneybatısında kurulmuş olup, doğusunda Kumalar dağ silsilesi, güneyinde Akdağ, batısında da Ahır dağları ile çevrilidir. Yüzey şekli bakımından ovası alüvyonlu ve verimlidir.

Sandıklı ovasının ortasından Kûfi çayı geçer. Daha ileride Hamam çayı ve Beylik deresi ile birleşip, Dinar ovasını sulayarak Büyük Menderes sularına karışır. İlçe, kışları soğuk ve kar yağışlı, yaz ayları ise kurak ve sıcak bir iklime sahiptir. İlçede merkez belediye dahil 11 belediye ve 47 köy mevcuttur.

İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 87.982’dir. Bunun 43.791’i ilçe merkezinde yaşamaktadır. Yüzölçümü ise 1036 km²’dir. İlçede 70 ilköğretim okulu (13’ü, tamamı taşıma nedeniyle kapalı) 6 lise ve dengi okul, 1 Halk Eğitim Merkezi, 1 Çıraklık Eğitim Merkezi, 2 Motorlu Taşıt Sürücü Kursu, 1 Özel Dersane, 5 Özel Yurt Pansiyon, 1 Öğretmen Evi mevcuttur.

İlköğretim okullarında 8142, lise ve dengi okullarda 1499 olmak üzere toplam 9.641 öğrenci öğrenim görmektedir. Halk Eğitim ve Çıraklık Eğitim Merkezlerinde değişik alanlarda kurslar açılmaktadır. İlçede toplam 525 öğretmen görev yapmaktadır.

İlçemizde Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlı olarak Sandıklı Meslek Yüksekokulu bulunmaktadır. Bu yüksekokula bağlı 6 bölüm( program) vardır :

Yüksekokulda ön lisans programı uygulanmaktadır.

İlçede 1 kütüphane bulunmakta, 3 mahallî gazete yayınlanmaktadır. (Sandıklı Postası, Termal ve Sandıklı Hareket haftalık olarak çıkmaktadır.)
İlçede 125 yataklı 1 Devlet Hastahanesi, devlet hastanesi bünyesinde 6 makineli dializ ünitesi, 6 ambulans, 112 acil yardım ve kurtarma hizmetleri, 14 Sağlık Ocağı ve 19 Sağlık Evi, 1 Sağlık Meslek Lisesi sağlık alanında hizmet vermektedir. Ayrıca ilçede 19 adet eczahane bulunmaktadır.

İlçede 500 kişilik bir kapalı spor salonu, 1000 kişilik portatif trübünü bulunan bir stadyum ve 2 semt sahası, 4 adet çocuk oyun alanı bulunmaktadır. Kaymakamlıkça her yıl düzenlenen futbol ve voleybol müsabakaları ile spor faaliyetlerinin yaygınlaştırılmasına çalışılmaktadır. İlçede 4 futbol takımı, 1 voleybol ve 1 basketbol takımı ile amatör spor kulübü vardır. İlçe halkının büyük bir kısmı tarımla uğraşmaktadır. Tarım faaliyetleri büyük ölçüde modern tarım makineleriyle sürdürülmektedir.

Daha çok buğday, arpa, nohut, fiğ, şekerpancarı, haşhaş, patates ve vişne yetiştirilmektedir.İlçede hayvancılık tarım ile müşterek olarak yapılmaktadır. Ova köylerinde koyun ve büyükbaş, dağ köylerinde ise daha ziyade küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapılmaktadır. Dağ köylerinde hayvancılık, ova köylerinde tarım daha ağır basmaktadır. Hayvancılık yaz aylarında daha çok ilçemiz hudutları içerisindeki yaylalarda ve otlaklarda, kış aylarında ise besi şeklinde yapılmaktadır. Toplam büyükbaş 24.420 küçükbaş 56.450 kanatlı kümes hayvanı 147.820’dir.

1.650 adet arı kovanı vardır. İlçede büyük bir sanayi kuruluşu yoktur. Organize Sanayi kuruluşu çalışmaları devam etmektedir. Küçük sanat erbabının faaliyet gösterdiği 228 işyeri kapasiteli Küçük Sanayi Sitesi bulunmaktadır. İlçe merkezinde 3 adet un, 4 adet yem, 1 adet ısıcam, 1 adet teneke ve gazoz fabrikası bulunmaktadır. Üretilen patateslerin değerlendirilmesi için cips fabrikası inşaatı tamamlanmak üzeredir. Ayrıca patates un fabrikası yapılması için çalışmalar devam etmektedir.

İlçenin Hüdai Kaplıcaları termal Turizm potansiyeli yönünden oldukça zengindir. Örnek niTlfik taşımaktadır. Hüdai Kaplıcaları, çevre özelliğini bozmayan, rastgele inşaat yapımına müsaade edilmeyen niteliğini korumaktadır. Merkezdeki ve Hüdai Kaplıcasında bulunan otel ve villâların toplam yatak kapasitesi 2000’dir. yatak kapasitesi bulunmaktadır. Hüdai Kaplıcaları Turizm Bakanlığı’nca “Turizm Merkezi” ilân edilmiştir (Bk: Turizm) Kaplıca merkezinde 328 yataklı 2 otel, 1700 yataklı villâlar ve çadır kentler mevcuttur. Böylece iç ve dış turizme hizmet verilmektedir.

İlçe sınırları içerisinde bulunan Akdağ Orman Bakanlığının 29.06.2000 tarih ve MPG.MP.1.23. 03/270 sayılı Olur’larıyla “Tabiat Parkı” olarak tescil edilmiştir. “Akdağ” ve Akdağ’da bulunan “Kocayayla” ile “Tokalı Kanyon” görülmeye ve gezilmeye değer yerleridir.

Tarihçesi

SANDIKLI TARİHİNE BİR BAKIŞ…

Anadolu’muz eski çağlardan beri pek çok devletlere ve uygarlıklara sahne olmuştur. Bu topraklar üzerinde kurulan yerleşim merkezlerinin ve uygarlık merkezlerini adedi hayli kalabalıktır. İşte Sandıklı bu uygarlık merkezlerinden birisidir.

SANDIKLI ADI NEREDEN GELİYOR?

Mahalli ve tarihi tetkiklere göre SANDIKLI isminin verilmesinde bazı rivayetler vardır:

Birincisi ilçenin coğrafi durumu itibariyle düz bir ovada, etrafı dağlarla çevrili ve kısmen çukur bir sahada kurulmuş olduğundan, bu durumun sandık manzarası göstermesinden dolayı SANDIKLI denildiği yolundadır.

İkincisi ise Hititler Sandıklı’ya SAMUKA adını vermişlerdi. O dilde bu kelimenin anlamı SANDUK imiş. Sonradan İonların istilasına uğramış Samuka da Mukaddes Sandık manasına gelen APAMİYAKİVATOS ismini almış.

Üçüncü rivayette ise Sandıklı, Selçuklu komutanlarında Emir Sanduk Bey tarafından 1072 yılında fethedildiği için Emir Sanduk’tan dolayı SANDIKLI denilmiştir.

SANDIKLI TARİHİ

Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinden birisi olan Sandıklı’nın ilk kuruluşunun hangi çağlarda olduğu tespit edilememiştir.

Sandıklı’nın bilinen en eski tarihi bakır, tunç ve demir devri dönemlerine kadar gitmektedir. Bakır çağında M.Ö.2700-2000 yıllarında Sandıklı’ya 13 km. mesafede bulunan Kusura Kasabasında başşehri Kusura olan Etiler (Hitit) İmparatorluğunun mayası olan Kussar (Kursora) Krallığı hüküm sürmüştür.İngiltere Oxford Üniversitesi adına arkeolog Dr. Winifred Lamb tarafından 1935, 1936 ve 1937 yıllarında Kusura’da yapılan kazılarda, halen Afyon Arkeoloji Müzesinde sergilenen üç ayrı döneme Kalkolitik, Bakır Çağı ve Eti Çağlarına ait buluntular elde edilmiştir.

Hititlerden sonra bu bölgede Frigyalılar devletinin kurulduğunu görüyoruz. Prof.Dr. W.M. Ramsey’in 1890 yılında yazmış olduğu ” Küçük Asya’nın Tarihsel Coğrafyası ” isimli kitap da ; Sandıklı’nın “Pentapolis” adı altında Frigya arazisi içerisinde bulunduğu ve Pentapolis bölgesinde Otrus (Çorhisar), Bruzus (Karasandıklı), Eucarpeia (Emirhisar), Hierapoeis (Koçhisar) ve Stectorion (Menteş) adında 5 büyük şehrin olduğu ve bu şehirlerde merkezlerinde sikkeler basıldığını bilmekteyiz.

Sandıklı’nın Frigyalı’lar döneminde M.Ö. 1300-1400 yıllarında adı ” Apemie Kivatos” dur. Apemie Kivatos Aziz Minanın Sandukası demektir.
Frigyalıların Kimmarler tarafından yıkılmasıyla bu bölgede Lidyalıların egemenliğini görüyoruz. Bu dönemde Sandıklı hakkında fazla bir bilgi bulamıyoruz. Perslerin Anadolu’ya egemen olduğu yıllarda Sandıklı, kervanlarla ulaşım yapanların konaklama yeri olarak önem kazanmıştır.
Sandıklı MÖ.72 yılından MS.395 yılına kadar 470 yıl Romalıların egemenliğinde kalmıştır. Sandıklı MS.395 yılından 1072 yılına kadar Bizans yönetiminde kalmıştır.

1071 yılında Malazgirt Savaşını kazanan Sultan Alparslan’ın orduları Anadolu’da pek çok şehir, kasaba ve kaleyi ele geçirir. Emir Sanduk adında bir Bey Afyon ve civarını 1076 yılında fetheder ve 1115 yılında da Selçuklu Sultanı 1. Kılıç Aslan Afyon ve kalesini, Germiyanoğulları da Sandıklı havalesini kendi topraklarına dahil eder.

Rivayete göre, Germiyanoğullarından Sahibataoğulları, Sandıklı’nın Bizanslıların elinde bulunduğu bir zamanda tahmini 1115 yılında Bizans beylerinden birisinin düğününe katılır. Düğüne gidilir iken, hediye götürüldüğü süsü verilerek 40 deveye yüklenen 80 sandık içerisine 80 yiğit konulur. Herkes zevk-i alemde iken bu yiğitler sandıklarından çıkar ve ufak bir çarpışmadan sonra Sandıklı’yı fethederler. Bu nedenle de bu yere Sandıklı adı verilir.

2.nci Kılıç Aslan, 1018 yılında Çarı Bey ile başlayan ve Büyük Selçuklu Devletinin kuruluşundan Malazgirt savaşına kadar süren savaşlar sonunda ve 1176 yılında, Bizanslıları, Miryakefelon adı verilen ve Homa İlçesinden Kızılören Kasabasına doğru gelen Düzbel geçidinden sonra Sandıklı Ovasına kadar uzanan Durucasu Deresini de içine alan bölgede bozguna uğratarak Anadolu’da Türk hakimiyetini kesin olarak kurmuştur. Türk’ün Anadolu tarihinde İkinci Malazgirt Zaferi olarak bilinen bu savaştan sonra Sandıklı ve güney yöresine Uç Beyi olarak Emir Sungur, kuzey yöresine de (Sincanlı, Altıntaş, Kütahya) Uç Beyi olarak Emir Cafer görevlendirilmiştir.
Germiyanoğulları döneminde Kadim Höyük üzerine inşa edilen ve halen bir bölümü ayakta duran “Hisar Kalesi” nin mevcut kitabesinden anlaşıldığına göre; Kale, 1325 miladi yılında Germiyan sultanı olan Çelebi Hüsameddin Yakup bin Umur Bey tarafından, Mimar Çoban’a yaptırılmış olup, o dönem Sandıklı’sının “Bolluk ve bereket içerisinde bir kaza …” olduğundan bahsedilmektedir. Aynı dönemde, Alamescit Köyü ile Yavaşlar Kasabasında birer cami ile Sandıklı’da Küçük Hamam adı ile bilinen hamam ve Yeni (Keçi) Camii avlusundaki han yapılmıştır.
Günümüzden 110 sene kadar önce Sandıklı’yı ziyaret eden Şemsettin Sami Kamus-u Alem adlı kitabında Sandıklı’yı ” Bu kazanın 6515 nüfusu, 3 camisi, 4 medresesi, 3 tekkesi, 1 rüştiyesi, 1 iptida-i mektebi, birkaç mahalle mektebi, 1240 okuyucusu, 5 hanı, Şehli ( şimdiki Çivril ilçesi ), Geyikler ( şimdiki Dinar ilçesi ) ve Dazkır ( şimdiki Dazkırı ilçesi ) adlı üç nahiyesi, 215 köyü, cem’an 74 990 nüfusu vardır ” şeklinde anlatmaktadır.
1860 yılında Padişah Abdülmecit devrinde yeniden yapılan Osmanlı İdari Taksimatında, Hüdavendiğar (Bursa) Vilayetine bağlı bir kaza durumuna getirilen ve Şehli (şimdiki Çivril ilçesi), Geyikler (şimdiki Dinar ilçesi) ve Dazkır (şimdiki Dazkırı ilçesi) isimli üç nahiyesi ile 215 adet köyü olan Sandıklı, 1869 yılında belediye teşkilatı ile teşkilatlandırılmıştır.
Edip Ali Baki Bey’in yazdığı ” XVIII. Asırda Meçhul Halk Tarihi ” adlı kitapta, ” Sandıklı kaza meclisinin, vali ve mutasarrıfların ağır vergisi ile ilgili şikayetinden bahisle, o yılda ( ki miladi 1745 senesi ) şikayetin kabulü ile, verginin her taksitinden 25 kuruş tenzil edildiğini öğreniyoruz. Bu belgeden Sandıklı’nın 250 yıldan beri kaza merkezi olduğu meydana çıkmaktadır.
Sandıklı’nın Kurtuluş Savaşında önemli bir merkez olduğu, Osmanlı Ordusunun Beşinci Hassa Alayının kışlası olan ve ” Yanık Kışla ” (Halen Hükümet Konağı, Askerlik Şubesi, Jandarma Karakolu, Orman İdaresi ile Sümerbank’ın bulunduğu alan) olarak anılan askeri kışlanın, Yunan Ordusu tarafından Kurtuluş Savaşında yakılmış olması ile ortaya konulmaktadır.
Sandıklı’da ilk Yunan işgali ve geri alınması 08 Ağustos 1921 – 09 Ağustos 1921, ikinci Yunan işgali ve geri alınması 11 Ağustos 1921 – 12-13 Ağustos 1921, son işgal ve kurtuluş ise 07 Eylül 1921 – 12 Eylül 1921 tarihleridir.
Büyük Taarruzun ünlü komutanlarından Miralay Reşat Bey, vefatını takiben Sandıklı Şehir Mezarlığına defnedilerek adına anıt mezar yaptırılmıştır. Miralay Reşat beyin naaşı, tüm İstiklal Harbi şehitleri ve gazileri ile birlikte Ankara’da yaptırılan Devlet Mezarlığına kaldırılmış, ancak Sandıklı’daki anıt mezarı yerini korumuştur.
Atatürk 13 Mart 1930 tarihinde Antalya’dan Ankara’ya döner iken Sandıklı’ya uğramış ve Sandıklı’da bir müddet kalmıştır.
Sandıklı, Türkiye tarihinde adına ilk defa altın basılan bir kazadır (İstanbul dışında adına altın basılmış bir yer de yoktur). Bu altınların Sultan II. Mahmut döneminde (1808 yılında) basıldığı, “Osmanlı Altınları” adlı kitapta belirtilmektedir. Bu altınlar da üç ayrı tiptir: Bunlar;

1- Çifte Sandıklı Altını (870 ayar 3,40 gram)
2- Çeyrek Sandıklı Altını (870 ayar 1,70 gram)
3- 1/2 Sandıklı Altını (870 ayar 0,85 gram)

Bu altınlar halen günümüz Altın Borsasında işlem görmektedir.

Kurtuluş Savaşını takiben 1925 yılında kurulan Türk Hava Kurumunun o yılda ” Kendi Uçağını Kendin Al Kampanyası ” na en önde katılan Sandıklı, ilki 1926 yılında, diğeri de 1927 yılında olmak üzere ” Sandıklı Uçağı ” adı verilen uçaklarını Türk Hava Kurumuna hediye etmiştir. Türk Hava Kurumu da buna mukabil olarak bu uçakların maketini Sandıklı’ya teşekkür mahiyetinde göndermiştir.

1934 yılında kadınlarımıza münhasır seçme ve seçilme hakkı veren Yasanın yürürlüğe girmesini müteakip 1935 yılında yapılan ilk belediye başkan ve meclis üyeleri seçiminde, Sandıklı’da Cemile Yaman adlı bayan belediye meclis azası olarak belediye meclisine girmiştir

Sandıklı’da, 1934 ile 1935 yıllarında Afyon Karakuyu Tren Hattının yapımına başlanılmış ve Sandıklı Garından ilk tren 22 Ocak 1936 tarihinde geçmiştir. Sandıklı’dan geçen Afyon Karakuyu Tren Hattının 25 Mart 1936 tarihinde yapılan açılış törenlerine dönemin Başvekili (Başbakanı) İsmet İnönü ile Nafıa (Bayındırlık) Bakanı Afyonkarahisarlı Ali Çetinkaya katılmışlardır.
Sandıklı’nın ortasından geçen ve halen üzeri kapalı olan çayın kenarında yaklaşık 110 sene kadar önce 7 adet tabakhane bulunduğu ve bu tabakhanelerde Uşak, Afyonkarahisar, Isparta, Burdur ve Sandıklı civarından toplanan derilerin işlenip ihtiyaç fazlalarının yurt dışına ihraç edildiği bilinmektedir.

Sandıklı’da Osmanlı Bankası 1880 yılında, Ziraat Bankası da 1890 yılında açılmış ve 1885 yılında Ticaret Odası kurulmuştur. Halen ilçe olan Dinar (Geyikler), Dazkırı, Sinan Paşa (Sincanlı), Kızılören ve Hocalar önceki yıllarda Sandıklı’ya bağlı birer nahiye iken sonraki yıllarda birer ilçe olmuşlardır.

Coğrafi Durum

SANDIKLI’NIN COĞRAFİ KONUMU:

Afyon iline bağlı ilçe olan Sandıklı, Ege bölgesinin İç Batı Anadolu bölümünde, Antalya-Ankara karayolu üzerinde yer alır. İlçemiz, doğusundaki Kumalar dağı eteğinde kurulmuştur. Sandıklı, 29° 50′ – 30° 30′ Doğu meridyeni ile 38° 15′ – 38° 45′ Kuzey paralelleri arasındaki coğrafi konumda yer alır. Yüzölçümü ise 1036 km².dir. Topraklarını, doğuda aynı ilin Şuhut, Güneyde Kızılören ve Dinar, Denizli ilinin Çivril, Uşak ilinin Sivaslı, aynı ilin Hocalar, Kuzeyde ise Afyon’un Sincanlı ve merkez ilçeleri çevirir.

SANDIKLI’NIN DAĞLARI:
Sandıklı’nın dört bir yanı dağlarla çevrilidir. Kuzeyinde Ahır dağları, batısında Burkaz dağları, güneyinde Akdağ, doğusunda da Kumalar dağları bulunur.

Ahır Dağları: İlçenin Kuzey sınırını oluşturan bu dağlar üçüncü zamanın genç dağlarıdır. Sincanlı ve Sandıklı ilçeleri arasında uzanır. Uşak ilinin Banaz ilçeleri sınırlarını da kaplar. İki yüzü de çam ormanlıkları ile kaplıdır. En yüksek tepesi Tazlar ve Yağcı damları arasında olup 1981 metredir. Güney taraflarında devlethan köyü yakınında bol amyant damarlarına rastlanır. Ayrıca rezervi 10 bin ton civarında olan linyit kömürü damarları Afyon Karacaören köyü yakınlarındadır. Barındırdığı artezyen kaynakları çevre ovaları besler.

Burkaz Dağı: Akdağ’ın kuzuy batısına doğru uzanan dağ, Hocalar, Banaz ve Sivaslı ilçeleri arasında ve Küfü çayı ile Ahat suyu arasında yayılmış ormanlık bir dağdır. En yüksek yeri Burgaz (Burkaz) köyü yakınlarıdır ve 1990 metredir. Batı yüzü palamutluk olup, amyant damarları vardır.

Akdağ: Sandıklı, Kızılören, Dinar ve Çivril ilçeleri arasında bulunan Akdağ, ormanlık ve bölgenin en yüksek dağıdır. 2449 ve 2345 metre yükseklikte iki tepeyi ihtiva eden Akdağ’da Sorkun kasabası yakınlarında bakır madenine rastlanmıştır. Batıya Küfü çayı – Düzbel ve Duruca su yolu ile geçit verir. Güney yüzü dik, kuzey yüzü meyillidir. Kuzey yüzünde Kocayayla vardır. Kalkerin bol olduğu yerlerde antik mermer ocaklarına rastlanmıştır.

Kumalar Dağları: Sandıklı’nın doğu sınırını kaplayan dağ, kuzeyden güneye dağ silsileleri şeklinde uzanır. Kumalar dağının en yüksek tepesi 2250 m.yi bulan Göktepe’dir. Keçiborlu sınırına doğru kükürt damarlarına ihtiva ettiği için kuzey kısmına Kükürt dağı denmektedir.Kumalar dağının doğusunda bakır, güney kısmında krom çıkarılmaktadır. Üzerinde bir çok yaylalar vardır. Bunlardan 2000 m. yükseklikte Dadak ile 2300 m. yükseklikte Başören yaylaları önemlidir.

OVALARI:
İlçe ovaları genellikle düz alanlardır. Halk bu düzlüklere tarım ve hayvancılıkla uğraşır. Ahır ve Kumalar dağlarından Akdağ’a doğru ilçe toprakları yüksekliğini kaybeder. Örneğin; deniz seviyesinden 1070 m. yükseklikte olan ilçe merkezden güneybatıya gidilerek Ekinovada yükseklik 1050 m.ye, Alamescit’te 1010 m.ye, Karasandıklı’da 1006 m.ye, Dodurga’da 949 m.ye ve Saltık’da 930 m.ye düşer. Sandıklı ovasının iç kısmı biraz dalgalıdır. Sandıklı yöresinde başlıca 4 ova vardır.
Bunlar; Kusura ovası 1090 m., Saltık ovası 930 m., Sandıklı ovası 1070 m. ve Karasandıklı ovası 1006 m. deniz seviyesinden yüksektedirler. Sandıklı ovasının ortasından Kûfi çayı geçer. Daha ileride Hamam çayı ve Beylik deresi ile birleşip, Dinar ovasını sulayarak Büyük Menderes sularına karışır.

DOĞAL BİTKİ ÖRTÜSÜ :
İklim koşulları içinde doğal bitki örtüsü de yüksekliğe bağlı olarak dağılmıştır. Az bir alana yayılmış olan orman örtüsü, ilçenin sınırlarını oluşturan dağların üzerini kaplamıştır. İlçede yaklaşık olarak 23500 hektar çam , 5000 hektarda meşelik orman bulunur. İğne Yapraklı Ağaç Türü olarak; karaçam, kızılçam, sarıçam ve akçam ile kokar ardıç, boz ardıç, Finike ardıcı ve bodur ardıcı bulunur. Yayvan yapraklı ağaç türü olarak; palmut, meşe, kızılağaç, karaağaç, akağaç, dişbudak, ve sığla ağacına rastlanmaktadır. Maki florası cinsinden kısa ağaçlara rastlanmaktadır.

Ovalar tamamıyla açıktır. Buralarda dikenli bitkiler görülür. Akarsuların kenarlarında söğüt ve kavak ağaçları görünür. Sandıklı’nın bitki örtüsü ormanlardır. Ormanların en büyük düşmanları dağ keçileridir. Yazın Kumalar yaylasına göç eden Yörüklerin sayısız keçi sürülerine sahip oldukları düşünülürse tehlikenin büyüklüğü anlaşılır. Son yıllarda ağaç dikimine önem verilerek ormanlar genişletilmeye başlanmıştır.

İKLİMİ:

Sandıklı ilçesinin sıcak ve oldukça kurak yazları, soğuk kışları ile dikkat çeken bir iklimi vardır. Bu iklimi oluşturan neden, Sandıklı’nın İç Batı Anadolu eşiğinde olmasıdır. Sandıklı, Ege ve Akdeniz’e olan uzaklığı ile karasal iklime sahiptir. Ortalama sıcaklık Ocak ayında -3, Temmuz ayında +23 derecedir.
İlçede poyraz, lodos ve batı rüzgarı hüküm sürer.

POYRAZ doğudan gelene halk poyraz der.Kuzeydoğudan esen yele de kurupoyraz der. Poyraz hasatta bulunan çiftçinin imdadına yetişir. Sebzelere zarar verir.

LODOS : İlçenin güneybatısından gelmektedir . Halk bu yele kabayel demektedir . Genellikle halk bu yeli sevmez. Buna ait halkın uydurmaları vardır: Kabayel, Poyraz’a demiş ki, “senin uğraşıp yaptığın sırça evleri ben hemen yok ettim”.

BATI RÜZGARI: Tamamen batı yönünden eser. Sıcaktır insanın nefesini güçlendirir. Toprağın nemini birden bire kaçırır. Halk bu yeli sevmez. Senede bir defa ya eser ya esmez. Halk bu yele Samyeli der.

JEOLOJİK YAPISI:

Genel olarak bölge toprakları tetkike değer bir bünye göstermektedir. Denizli bölgesinde dahil olmak üzere bu yöre Aristokles zamanından beri Katakekavmene-“yanmış memleket” adıyla anılmaktadır. Bunun sebebi bölgenin batı kısımlarındaki suların sinter yapıp toprak üzerinde kireçlerini bırakmalarıdır. Buna güzel bir örnek PAMUKKALE verilir. Sandıklı bölgesinde 3 tip toprak görülür. Bunlar; alüvyon topraklar, kahverengi topraklar ve iç ve dış püskürük kayalar üzerindeki topraklar.

Akdağ Tokalı Kanyonu

AKDAĞ’IN GÜZELLİKLERİ

İlçenin güneydoğusunu kaplayan Akdağ, yaylası, ormanları, barındırdığı yabani hayvanları, mağarası ve kanyonuyla bir tabiat harikası olarak karşımıza çıkıyor. Zirvesi 2500 metre yükseklikte olan Akdağ, Orman Bakanlığının 29.06.2000 tarih ve MPG.MP.1.23. 03/270 sayılı Olurlarıyla “Tabiat Parkı” olarak tescil edilmiştir.

Akdağ’da bulunan Kocayayla, Kurtini mağarası, Tokalı Kanyonu ve yabani Yılkı Atları, geyikleri, yaban domuzları, kurtları ve diğer canlı türleriyle beraber görülmeye ve gezilmeye değer yerlerdir. Akdağ; sporu, heyecanı, macerayı ve doğayı sevenler için bulunması güç bir ortamdır.

AKDAĞ’A NASIL GİDİLİR?

Kocayayla ve Akdağ civarı Sandıklı ilçemize 35 km. mesafededir. Akdağ, Ankara-Antalya yolunun sağında kalan Hocalar ilçesi yoluyla 20. kilometredeki Sorkun kasabasına kadar asfalt yol ile ulaşımı kolay ender yerlerden biridir. Sorkun’dan itibaren stabilize orman yoluyla, meşe ormanlarıyla başlayan ve yükseldikçe çam ağaçlarının yoğunlaştığı virajlı yollardan 3 km sonra Çamoğlu köyünden geçilerek 1.600 m. yükseklikteki Kocayayla’ya ulaşılmaktadır. Sorkun-Kocayayla arası mesafe 13 km.dir. Kocayayla’dan Kurtini mağarasının bulunduğu yer olan Bökenin Yurdu 6 km sonra yer alıyor. Aynı bölgede Menteş (Oktur) mağarası da bulunmaktadır. Akdağ Tokalı Kanyonu ise Kocayayla’dan yaklaşık 9 km.lik bir yolculuktan sonra başlıyor.

KOCAYAYLA VE YILKI ATLARI

Sorkun’un çıkışında meşe ağaçlarıyla birlikte orman başlıyor. Orman Çamoğlu köyüne ulaşınca çam ağaçlarına bürünüyor. 13 km.lik orman yoluyla 1600 m. yükseklikteki Kocayayla’ya ulaşılıyor. Kocayayla, Karadeniz’in yaylalarını aratmayacak güzellikte. Kocayayla’daki düzlükte göze ilk çarpan Yılkı atları oluyor.

Bir zamanlar yöre halkının yaşlanan ve hizmetini tamamlayan ve dağa salınan atlar birbirleri ile çiftleşerek üremişler ve yabanileşmişler. Yılkı atları, 10-12 attan oluşan öğrekler (gruplar) halinde dolaşıyorlar. Her öğreğin bir lider atı var. Kocayayla’da yüzlerce Yılkı atı yaşıyor. Öğrekler halinde yaşıyorlar çünkü kışın zor şartlarında kendilerine saldırmak isteyen kurtlarla bu şekilde mücadele ediyorlar. Kışın yiyecek bulmak zor. Karın boyu metrelerce olabiliyor. Onlar burunlarıyla karı delerek altındaki ota ulaşıyorlar. Onların sığınakları çam ağaçlarından oluşan orman. Kışın kar yağdığında ağaçların altına sığınarak yaşamlarını sürdürüyorlar.

Kocayayla’daki yılkı atlarına 50 metre bile yaklaşmak mümkün değil. Biraz yaklaşmaya çalışıldığı zaman ürküyor ve gruplar halinde dört nala koşuyorlar. Ancak yılkı atları uzaktan seyredilebiliyorlar. Onları, Sorkun’dan yakalamak isteyenler olmuş ama nafile. Onlar özgür kalmaktan ve vahşi yaşamdan uzaklaşmaktan ödün vermiyorlar. Bu arada da halk arasında yılkı atları üzerine pek çok hikaye söylene gelmiş.

Kocayayla’da köylülerin yaz aylarında bıraktıkları sığır sürüleri, orman içinde gruplar halinde dolaşan geyik sürüleri göze çarpan canlılardan. Akdağ ve Kocayayla civarında çoğunluğu çam ağaçları, meşe, ardıç, orman kavağı, alıç, kızılcık, ceviz, kuşburnu gibi ağaçlar yer almaktadır. Yaban hayatı olarak geyik, yılkı atları, yaban domuzu, kurt, tilki, sansar, porsuk, sincap, tavşan gibi hayvanların yanında kartal, şahin, keklik gibi kuşlar da bulunmaktadır. Kocayayla civarında bol miktarda bulunan su kaynakları ve yemyeşil çimenler gözaşıcı güzelliktedir.

AKDAĞ TOKALI KANYONU

Bir akarsuyun kalkerli bir alanda oyarak oluşturduğu derin, darboğaza kanyon deniyor. Akdağ kanyonu bütün olarak 20 km.lik alana uzanıyor. 1600 m. rakımlı kanyon Çivril’in Gümüşsu (Homa) beldesinin 900 m. Rakımlı yerleşiminde sona ermektedir. Kanyonun 1200 metre uzunluğundaki kısmı bıçakla kesilmişçesine yüksekliği yer yer 200 m.yi bulan kaya kütlelerinden oluşuyor. En geniş yeri 4 metre en dar yeri ise 1,5 metre aralıktaki bu kayaların arasından akan derenin oluşturduğu Akdağ kanyonu ancak 7-8 saatte geçilebiliyor.

Akdağ’ın Sandıklı-Çivril sınırında yer alan kanyona Kocayayla’dan giriliyor ve Gümüşsu beldesinden çıkılıyor. Yöre halkı kanyonu “geçilemez” bildiği için geçmeye pek yanaşmamışlar. Onlara göre buradan hayvan bile geçemez. Tabii durum böyle olunca halk arasında şu rivayet söylenir olmuş. “Kanyonun en dar ve geçit vermez yerinde altın tokalı bir kapının ardında Romalılar döneminde altın saklanıyormuş. Altının miktarı kimine göre 30, kimine göre ise 40 ton. Ama tepeden otomobil büyüklüğünde bir kaya düşüp, alın tokalı kapıyı kapatmış. Kimse kanyona giremediği için definenin varlığı ya da yokluğu konusunda kimse bir şey söyleyemezken, altının miktarı her geçen gün artıyormuş.” İşte geçilemez bilinen bu kanyon 7 Kasım 1993’de 10 kişilik bir ekip tarafından ilk kez geçilmiş. Ondan sonra ise Turizm Bakanlığı yetkilileri kanyondan geçirilmişler ve kanyonun turizme açılması gündeme gelmiş.

Kocayayla çevresinden kaynaklanan sular bir araya gelerek Akçay’ı, Akdağ’ın Çivril yamaçlarındaki kaynaklardan gelen sular Karanlıkdere’yi oluşturmaktadır. Bu iki derenin birleştiği noktadan itibaren kanyon başlamak üzere. Bir vadide ilerleyen dere takip edilerek keyifli bir yürüyüşle kanyonun girişine ulaşılıyor. Kanyon girişine yaklaştıkça sarplaşan kayalar ve kartal yuvaları insanları bir bambaşka aleme götürüyor. Göbet adı verilen ve küçük bir gölcükten itibaren kayalar arasındaki dere yatağının en geniş yeri 4 metre civarında. Buna karşılık yan taraflarda bıçakla kesilmiş gibi yükselen 200 metreyi bulan yükseltileri manzaranın vahşiliğini anlatmak için yeterli. Bu bölgeden itibaren güneşi görmek derenin çizdiği mendereslere bağlı. Kanyonun kimi yerinde yürünür kimi yerinde tırmanılır. Bazen de 1,5 metreyi geçen serin sulardan yüzülerek geçilir. Kanyonun 1,5 metre genişliğindeki en dar yerinde gökyüzü görülmez olur.
Çünkü 25 metre yükseklikte büyük bir kaya kütlesi yukarıdan düşerek kanyon arasına sıkışıp kalmıştır. En zor iş ise 25 metre yükseklikte yer alan bu kayanın altından yüzerek geçmektir. Bu dar geçitten sonra kayaların yükselişi yavaş yavaş azalır ve sonunda geniş vadilere dönüşerek Çivril ovasına ulaşılır. Dere yatağından yamaçlara tırmanıldığında ise Işıklı Gölü ve Gümüşsu kasabası görülür. Ve kanyon çıkışından sonra 2 saatlik bir yürüyüşle Gümüşsu’ya varılıyor.

AKDAĞ’IN TARİHİ YAPISI:

Akdağ, Romalılar döneminde yerleşim birimi olarak kullanılmıştır. Karakaya’da temel kalıntıları, lahit şeklindeki mezarlar ve buralardan çıkarılan paralar, Saraç’ta sur kalıntısı, Küfü’de kuyu, seren, zincir ve kova resmi olan taş anıt Roma döneminden izler taşımaktadır. Ayrıca bu gizemli bölgedeki yel ve su değirmenleri sizleri hayal alemine taşıyacaktır. Şimdi, şehirden uzak bu tabiat ortamı sizleri bekliyor…

Kaynaklar:

1-Sandıklı Termal Gazetesi (Ağustos-1995)
2-Afyon’un Gizli Kalmış Doğa Harikaları (İbrahim Yüksel)

 



Cevap Yazın

Doğrulama Sorusunu Cevaplayınız. * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

sikiş
Blue And Black WP Theme