Sandıklı Düzbel Savaşı

Bu çalışmamı can kardeşim,Sandıklının yetiştirdiği değerli insan Osman Seyman Beyefendiye ithaf ediyorum

Dr. Muharrem Bayar

 

Anadolu’yu Türk Yurdu Yapan Tarihi Büyük Savaş

                              SANDIKLI  DÜZBEL SAVAŞI

 

1- Savaş uzerine özetlenmiş bilgi

İmparator Manuel Komnenos, Rum (Anadolu) Selçuklu devletinin çok güçlendiğini ve Doğu Roma İmparatorluğu için büyük bir tehlike oluşturduğunu görmenin, kendi olanaklarını da yeterli saymanın zayıf düşmanı yenebileceğine güvenmenin sonucunda, Rum (Anadolu) Selçuklu devletini can evinden vurmak, yıkıp yok etmek amacıyla 1176 yılında Konya üzerine sefere çıkmıştı. Bilmediğimiz bir nedenle, impatorluk ordu­larının güneybatıya giderken kullana gelidiği, Dorylaeion(Eskişehir’den) ge­çen ana yolu izlemedi ve önce dosdoğru güneye, Denizli yöresine inip oradan Laodikeia (Denizli ile Pamukkale arasında kalıntıları bulunan  Khonai (Denizli doğu yakınındaki bucak merkezi Honaz) üzerin­den doğuya yöneldi. 70.000 kişilik ordusu, Konya’yı kuşatıp ele geçirmeyi amaçladığından, mancınıklar, arabalara bindirilmiş merdivenler gibi kuşat­ma savaşı araçlarını da birlikte getiren ağır bir ordu idi.

Manuel’in ordusu, batıdan doğuya yürüyüp Apameia(Dinar’a) vardı. Binyıllardan beri, Dinar’dan Konya yöresine gidişin ana yolu Dinar,Sandıklı, Ka­raadilli, Çay yolu idi. Bizans çağında, ikincisi önemde olmak üzere Eğridir Gölünü kuzey kıyısından ya da güney kıyısından dolaşan, yani günümüzde birincisi Yalvaç’ dan ikincisi Gelendost’tan geçen, sonra birle­şip dağ aşarak Philomeleion (Akşehir’e) inen yollar da, kullanılmakta idi. Böyle iken, Bizans ordusu, kuşkusuz zorlayıcı bir neden dolayısıyla, Mar­mara Bölgesine ya da Ege Denizi kıyı/arına gidecekmiş gibi tam ters yöne, kuzeybatıya doğrularak Khoma’ya (Homa/Gümüşsu’ya) geldi. Burası, Di­nar ile Çivril arasındaki sulak, sazlık (Tylenderes) kaynakları yöresinden bir bölümdür. Ordu, oralarda bir yerde, yeniden Konya’ya yöneldi; için­de, orta yerindeki yıkık Myriokephalon Kalesi’nin bir zamanlar denetledi­ği uzun, dar bir dağ geçidinin ucundan içeriye girdi; adı bilgi kaynakları­mızda (Tzibritzi ya da Cybri1cimani diye verilen bu geçitte ilerlerken,

II.Kılıç-Arslan ordusunun saldırısına uğradı, hemen hemen tümüyle yok edildi., pek az sayıda asker ve subayla kaçabildi

(I 7 Eylül 1176).

2. Bizans ordusunun, Dinar’dan başlayarak izlemiş olması gerekirken izleme­diği ana yol  üzerine

2.1. T i t U s L i v i u s ‘da bulduğumuz bilgi

Aslında, Denizli dolaylarından Dinar dolaylarına en eski çağlardan beri ulaşım sağlayan ve bugün de kullanılan ana yol boyunca gelen kişi­nin, daha ilerideki, yine en eski çağlardan beri ve günümüzde de ana yol niteliğiyle kullanılagelen Çay-Konya yoluna çıkıŞı, ilke olarak, bugünkü Dinar, Sandıklı,Karaadilli, Çay yolundan idi. Daha açık deyişli Dinar, Sandıklı,Karaadilli, Çay yolu, gerek ilkçağda gerek ortaçağda, Dinar-Konya gidişinde anayo­lun bir parçasıydı. Yalnız, bu parça eskiden, bazı yerlerde şimdikine göre biraz değişik gidiş izliyordu. Örneğin Haydarlı yakınında, Çölovası’nda Tatarlı Köyü höyüğünde bulunan Metropolis kentinden (şimdiki yola göre biraz kuzeyden) geçiyordu.

T i t u s L i v i u s ‘ un ayrıntılı biçimde anlat­tığına göre, Roma’lı Consul Manlius Vulso, M.Ö 189 yılında, çapulcu Pisi­dia’lılar, Galat’lar üzerine Ephesos/Selçuk’tan yola çıkarak sindirme seferi­ne giderken, Sagalassos (Ağlasun) dolaylarından yani güneyden gelip, o ne­denle Apameia/Dinar’a uğramaksızın, Metropolitanus Campus (Metropo­lis Ovası; şimdiki adı: Çölovası) üzerinden, bu bağlantı yolunu izleyerek bir süre yürümüş; Khelidonia/Dinia’da (bugünkü Karaadilli yakınında) ı kuzeye, Synnada/Şuhut’a yönelmişti.[1]

2.2. St rab o n ‘da bulduğumuz bilgi

Dinar,Sandıklı, Karaadilli, Çay bağlantı yolunun ilkçağda ana yol durumunda olduğunu St rab o n da belirtir [2].

Ephesos’tan doğuya doğru yolculuğa çıkan herkes tarafından kullanılan genel bir yololduğundan, Artemidaras da bunu kullanmıştır; Ephesos’tan … Phrygia’da Karia ile sınır olmuştur,

 

Karoura’ya[3] 74 Stadia’dır [4]• Karoura’dan Laodikeia [5], Apameia [6], Metropolis [7] ve Khelidonia[8] üzerinden Phrygia’da … Holmoi’ye[9] gelinir ki Karoura’dan burası  Stadia’dır [10].

S t rab o n , daha sonra, ana yolun Philomeleion/ Akşehir, Tyriaeion (Ilgın yakınında yahut Ilgın’ın yerinde ilkçağ kenti), Laodikeia (Yanık Laodikeia, bugünkü Yorgan La.dik) kentlerinden geçtiğini, yani tıpkı şim­diki Akşehir-Konya yolunun gidişini izlediğini anlatıyor.

2.3. İÖ 480’de Xerxes ordusunun izlediği yol

İrandan Yunanistan üzerine sefere çıkan Xerxes ordusunun Anadolu da önce Kappadokia, sonra Phrygia bölgesinden geçtiğini ve Dinar, Acıgöl, (Honaz önündeki) Kolossai yolunu (bugünkü Dinar, Dazkırı, Çar­dak, Denizli yolunun o çağdaki atası) izlediğini biliyoruz [11]. Fakat, ordu­nun Dinar’a hangi yoldan geldiğini H e r o d o t o s söylemiyor. Konya, Çay, Karaadilli yolunun izlenmiş olması beklenir.

[1]  William M. Ramsay, Anadolu’nun tarihi coğrafyası, çev. Mihri Pektaş, MEB yayını, Istanbul 1960, s.471 NO.17. Ramsay’da Manlius Vulso’nun uğrakları olarak Tiıus Livi­us ‘ta verilen adların günümüzdeki hangi kenti, kasabay! gösterdiği konusunda ayrıntılı bilgi sunuyor. l
[1] Slraban, i 4 II 29.
[1] Yaklaşık 13° km.
[1] Menderes güney kıyısında. Sarayköy batı yakınında Tekkeköy Ilıcası dolaylarında bir tapınak kentçiği.
[1] Laodikeia’ların Lykos Deresi kıyısında olanı; biraz önce sözünü ettiğimiz
[1] Dinar’m Hellenistik çağdan, Seleukoslar devleti egemenliğinden sonra taşımaya baş­ladığı ad.
[1] Çölovası’nda, Tatarlı Köyü höyüğünde kalıntıları yığın durumunda bulunan ilkçağ kenti.
[1] Bugünkü Karaadilli yakınında ilkçağ kentçiği;
[1] Bu Phrygia kenti bugünkü Çay’ın yerinde idi. Bkz. Ramsay, s.52
[1] Herodolos, VII 26, 30.   
[1]   Xenophon, Anabasis. i II, 7- i 9


2.4. İÖ 401’de Genç Kyros’un izlediği yol

Buna karşılık, İÖ 4or’de aynı yörede ters yönde, Batı Anadolu’dan İran’a gidecek olan Genç Kyros’un ordusu, bilinmeyen bir nedenle, görünüşe bakılırsa seferin İran şahına karşı düzenlendiğini açığa vurmuş olmamak için, tuhaf bir gidiş izlemiştir ve Dinar’dan kuzeye yönelip (her­halde Sandıklı, Hocalar yolunu izleyerek) Banaz dolaylarında Keramon Agora’ya (Çömlek Pazarı’na) uğramış, oradan Çay-Konya yoluna girmiş­tir [12]

 

2.5. M.Ö 334’de İskender ordusunun izlediği yol

Büyük İskender’in ordusu Dinar’dan, kışı geçirmek üzere (Polatlı batı yakınında, Sakarya kıyısındaki) Gordion’a gitmişti u. Bu gidişin hangi yol­dan yapıldığını Ar r i a n o s söylemiyor; Dinar, Sandıklı,Çay, (daha sonra Poly­botos/Bolvadin’in kurulduğu yer üzerinden)[13] Afyon’dan ve daha sonra Do­kimeion/İscehisar’ın kurulduğu yer üzerinden?) Amorion (Emirdağ doğu ilerisinde Hisar Köy bitişiğindeki höyükte kalıntıları yığılıdır) yolunu izle­miş yani sonuç olarak onun da Dinar,Sandıklı Karaadilli, Çay yolundan geçmiş olması gerekir.

 

  2.6.M.Ö. 301′ de Ege Bölgesi batısından Afyon yöresine giden Lysimak­has ve Demetrios ordularının izlediği yol

İskender’in ölümünden sonra onun bıraktığı imparatorluk ülkesinde egemenlik yarışımına ve savaşımına giren, her biri belli bir bölgeyi ele ge­çirip Kral sanını takınan komutanlar arasındaki Ipsos meydan savaşının, Afyon-Çay arası yörede yapıldığı biliniyor. Savaş yeri bitişiğindeki Ipsos kenti, Ram say’e göre, bugünkü Çay yakınındadır; L o u i s Ro­b ert’ e göre Afyon’un  16 km. kuzey yakınında, demir  yolunun izlediği doğal yol üzerindeki Sipsin (şimdi, Çayırbağ) Köyü’dür. Savaş öncesinde, Antigonos Çukurova yöresinde bulunuyordu; düşmanlarından Seleukos, ordusuyla, Orta Anadolu’da, Kappadokia yöresinde kışlamaktaydı. Antigo­nos’un diğer bir düşmanı, Trakya yöresine egemen Lysimakhos, Batı Anadolu’ya saldırıp İzmir’in güneybatı yakınında Teos ve Kolophon kent­leri ile, Salihli yakınında Sardis’i (bu kentin akropolis bölümü dışında) ele geçirmişti. Antigonos, Yunanistan’da bazı bölgelere egemen olan ve kendi­si de Kral sanı nı takınan oğlu Demetrios’a ulak gönderip onu yardıma ça­ğırmış; Demetrios, Ephesos Selçuk’da Anadolu’ya çıkardığı askeriyle savaş yerine yürümüştü.

Batıdan gelerek lpsos savaşına katılan Lysimakhos ve Demetrios ordu­larından herhangi birinin Dinar, Sandıklı,Karaadilli, Çay yolunu izlemiş olup ol­madığını, bu savaşa ilişkin bilgi kaynaklarından [14] öğrenemiyoruz. Güçlü bir ihtimalle, Demetrios ordusu Ephesos/Selçuk’tan gelirken önce Mende­res Vadisini, sonra Dinar, Sandıklı ,Karaadilli, Çay yolunu izleyerek savaş alanına ulaşmıştı. Buna karşılık, Sardis dolaylarından gelen Lysimakhos ordusu ünlü Kral Yolu’ndan yararlanmış olmalıdır.

[1] Xenophon, Anabasis. i II, 7- i 8
[1]  Amanos, i, XXIX 3.
[1]  Özellikle P/outarkhos ‘lin “Demetrios’un Yaşamı” eseri

.

 

 

2.7. M.Ö. 404’de Alkibiades’in izlediği yol

Atinalı devlet adamı Alkibiades, İran’la bağlaşıklık kuran Spartalıların Atina donanmasını İÖ 404’de Gelibolu Yarımadası’nda Aigos Potamoi/ Cumalı çayı ağzında baskına uğratıp yok etmesi üzerine, savaş yerinden pek uzakta olmayan Paktya/Bolayır’daki berkitilmiş konağını bırakıp kaç­mış, bazı İranlı satraplarla kişisel dostluğuna güvenerek İran imparatorlu­ğu ülkesine sığınmak üzere Bithynia yöresine (baskın ihtimalle Kios/Gem­lik’e) geçip oradan İran’a doğru yola çıkmış, ama Metropolis kenti yakın­larında Melissa çiftliğinde yola devam iznini beklerken, (Sparta’lıların dile­ğini yerine getiren) İranlılarca öldürtülmüştü [15].

İlkçağdan beri genel kanı, bu Metropolis’in, daha önce sözünü ettiği­miz, Haydarlı yakınlarında, Çölovası’ndaki Metropolis olduğudur. Hatta Roma İmparatoru Hadrianus o yörede Alkibiades anısına bir heykel dik­tirmiştir. Buna göre Alkibiades dahi Dinar, Çölovası, Karaadilli, Çay (ora­dan Konya, İran) yolunu izlemeye çalışıyordu [16]

2.8. Sonuç

Anadolu’nun tarihsel coğrafyasında Dinar, Sandıklı Karaadilli, Çay yolunun Batı Anadolu’dan Konya’ya gidişte bir ana yol olarak önemini bu ilkçağ örnekleriyle vurguladıktan sonra,asıl konumuza dönelim ve 1176’da Batı Anadolu’dan gelerek Konya’ya gitmek isteyen Manuel Komnenos ordusu­nun izlediği, içinde Myriokephalon Kalesi’nin (artık yıkılmış durumda) bu­lunduğu geçidin hangi geçit olduğu sorusuna yanıt arayanların savunduğu görüşleri gözden geçirelim.

 

 

[1] Ploularkhos, “Alkibiades’in Yaşamı”.
” Louis Roberı, Alkibiades’in öldürüldÜğü yer konusunda da değişik bir görüş savunur C·\ travers l’Asie Mineure, Ecole Française d’Athenes yayını, Paris ıg30’de s.257 vd.: Le lieu de la mort d’Alcibiade). 1
[1] Nikelas Khoniales, Tarih. Almanca’ya çeviren Franz Grabler. Metin Graz (Avustur­va)’da Styria Verlag tarafından 1958 yılında 3 kitaba bölünerek yayınlanmıştır. Bizi ilgilen­diren ilk kitaba “Die Krone der Komnenen” (Komnenos’lann tacı) başlığı konmuştur ve bu kitap Bekker’in Bonn 1835 basımındaki s. 1-290’1 içerir. Myriokephalon Savaşı, bİzİm yarar­landığımız bu Almanca çeviride s.222-232’de anlatılır.

 

 

3. Savaş yeri konusunda savunulan değişik göriişler

Savaş yerinin topografik özellikleri hakkında, Bizanslı tarihçi Honazlı N i k eta s’ın yapıtında[17] ve ayrıca, İmparator Manuel’in savaştan sonra İngiltere kralına gönderdiği, Myriokephalon savaşını anlatan bir mektup­ta [18] oldukça ayrıntılı bilgi verildiği halde, konuyu inceleyen çağdaş yayın­larda savaş yeri üzerine pek çok görüş öne sürülmüş, tartışma sonuca bağlanamamıştır. Şöyle ki:

3.1. Savaş, Ramsay ‘e[19] ve onun görüşünü izleyen Fe r i d u n

D i ­r i m t e k i n ‘e[20] bakılırsa, Homa/Gümüşsu kasabası ile Kızılviran Köyü arasındaki Düz Bel adlı geçitte olmuştur.

3.2. H ü s e y i n Ş e k e r c i o ğlu  ‘na göre, savaş yerı, Gelendost ka­sabasının yanıdır[21]

3.3 Bu görüşleri gerekçe vererek eleştiren Ayiter [22], hiçbirini kabul etmez ve önerilen yerlerin topografik özelliklerinin, savaş yerinin bilinen topografik özelliklerine hiç uymadığını haklı olarak vurgular. Kendisi belli bir yer önermez; Sandıklı yöresinde araziyi ve geçitleri incelemediğini, oralarda da inceleme yapmak gerektiğini belirtir.

3.4. O s m an T ura n [23], savaş yeri olarak Kumdanlı’yı gösterir. Oy­sa oradan kendim birkaç kez geçtim; Eğridir Gölü kuzey kıyısını dolaşıp Yalvaç yakınına uzanan yolun, Kumdanlı dolayları dahil, hiçbir bölümünde “yanı uçurumlu ve uçurum dibinden suyu Eylül’de bile akan bir derenin bulunduğu uzun, dar geçit” tanımlamasındaki topografik özel­liklerin bir teki olsun yoktur.

5. Abdülhalik Çay [24], bizim gibi, Manuel’in Sultan Dağları kuzeyinden, Philomeleion/ Akşehir-Konya yolunu izlemek kararında miyecekti. Oysa, ileri sürülen görüşlerin tümü, sonuçta, Manuel ordusu­nu, sırt dönüp uzaklaştığı bu yolların birine sokmaktadır, yahut ancak o yollardan birine çıkabilecek olan (HomaiGümüşsu yakınındaki) Düz BeI’e sokmaktadır. Bunun mantıksızlığı bana pek açık görünüyor. Dinar’dan Homa/Gümüşsu’ya yönelen Manuel, ancak, biraz ilerideki Işıklı’dan baş­layıp Sandıklı dolaylarına çıkan diğer bir tarihsel yolu izlemek istiyor ola­bilirdi. Bu yolun varlığının göze çarpmaması, konunun şimdiye kadar ay­dınlanmamasının başlıca nedeni olmuştur kanısındayım. Sözünü ettiğim “diğer bir tarihsel yol”, Kufi Çayı vadisi yoludur. ileride IV 5’de bu yolun şimdiki durumu hakkında ayrıntılı bilgi vereceğim.

[1]
[1] Mektubun Almanca çevirisinde de  sözünü ettiğimiz “Die Krone der Komnenen” başlığı konmuş kitapta, çevirmen Franz Grabler’in açıklamaları arasında, s.304-307’de yer alıyor.
 
[1] Ramsay, s.147: “Homa’nın doğusundaki Düzbel mühim bir Bizans boğazı idi, Myri­okephalon istihkamıyla muhafaza edilirdi”.
 
[1] Feridun Din’mtekin, Selçukluların Anadolu’ya yerleşmelerini ve gelişmelerini sağlayan iki zafer (Malazgird Armağanı, TIK yayını, Ankara J 972, s.231-258).
 
      [1] Hüseyin Şekercioğlu, Mryofatlon (Myriokephalon adını böyle yazıyor-Umar) Zaferi. Yeni Gün Dergisi NO.32, 1968, s.126 vd.
[1] Kudret Ayiter, Myriokephalon Savaşı nerede olmuştur? (8. Türk Tarih Kongresi, c. Il, 1981, s..68g-7).
[1] Osman Turan, Selçuklular tarihi ve Türk İslam medeniyeti. 3. bs!., Dergah yayınları, İstanbul 1980, S.296.
[1] Abdiilhaliık çay, Karamıkbeli/Myriokephalon savaşı (Türk Kültürü Dergisi NO.245, Eylül 1983).

 

 

 

4. Savaşın gerçek yerinin belirlenmesine  ihtimal  veren kanıtlar

4.1 Kanıt:Savaşın yapıldığı geçidin adı, Sandıklı-Çivril yakınına işaret ediyor

Buna da hiç kimse dikkat etmemiş görünüyor. Geçidin adı,

N i ke­tas’ın eserinde , Tzibritzi biçiminde yazılmıştır. Gerek eski gerek yeni Hellen dilinde örneğin j harfinin karşılığı bulunmadığı gibi, ç harfinin ve bizdeki okunuşuyle c harfinin de karşılığı yoktur. C sesini vermek için tz, ç sesini vermek için ts kullanılır; tz’nin ç yerine geçtiği de olur. Diğer yandan, yeni Hellen ağzında (Rumcada) b harfi, bizdeki v’nin değerinde­dir. Demek ki, geçidin birinci adı N i k eta s ‘da Tzibritzi diye yazılmakla birlikte bu yazım bizim okuyuşumuzdaki Civrici yahut Çivriçi’nin değerin­dedir.

Geçidin adı, Manuel’in İngiltere kralına gönderdiği, Latince yazılmış mektupta, Latin yazımına uydurularak, Cybrilcimani diye veriliyor ve bu­nun, adın Türk ağzında büründüğü biçim olduğu söyleniyor. İtalyanca’da ve İtalyanca etkisindeki kişinin Latince’sinde c harfi, önüne bir ince sesli gelince, ç okunur; İstanbul Hukuk Fakültesi’nde, Roma Hukuku dersinde hocam Prof. Dr. Ziya Umur’un corpus iuris civilis’i “korpus yuris çivilis” diye okuyup söylediğini hala hatırlarım. Diğer yandan, Cybrilcimani yazı­mını veren Manuel’in mektubu döneminde yeni Hellen dilinde (Rumca­da) y’nin artık i değeriyle, b’nin de v değeriyle kullanıldığını göz önünde tutunca, adın bu biçiminin de Çivrilçimani olduğunu anlarız ve gerek Çivriçi’de, gerek Çivrilçimani’de, kökenini bilmediğimiz, Türkçe’de hiçbir anlamı olmayan Çivril adını tanırız!

Demek ki savaş, Sandıklı-Çivril yakınında bir geçitte yapılmıştı.

Buna karşı, Claukos/Kufi  Çayı Vadisi geçidinin aslında Çivril’de de­ğil, onun doğu yakınında Işıklı’ da başladığı ve Işıklı, ilkçağ Eumeneia’sı­nın yerinde bulunduğuna göre 26, buradan geçilmiş olsa idi N i k eta s ‘ın “Eumeneia’dan geçildi, boğaza girildi” demesi gerektiği akla gelecektir. N i k eta s ‘dan en az 1300 yıl önce, Bergama krallarınca kurulup gelişti­rilen ve zaten o yüzden Eumenes Vurdu anlamında bir ad taşıyan Eume­neia, gerek hellenistik çağda gerek Roma egemenliği çağında oldukça önemli, yönetim örgütü açısından polis (kent) durumunda bir yerleşim merkezi idi ama, geç Bizans çağında böyle bir durumda olmadığı kesin­dir. Eumeneia adı, Bizans çağının hiçbir olayı vesilesiyle Ram say ‘de, G i b b o n ‘da, O s t r o g o r s k y ‘de yahut diğer Bizans tarihi kitapların­da anılmıyor. Eski yapılardan alınma sütunların bile sıradan yapı taşı ola­rak kullanıldığı duvarlar arkasına sığınmış olan, Eumeneia yerindeki orta­çağ yerleşmesi köy, ya artık Eumeneia adını taşımıyordu yahut da N i ­k eta s, bu köyü bilmediği gibi onun 1300 yıl önceki atası, zaten kendisi de pek şanlı olmayan Eumeneia’yı bilmiyordu. Nitekim günümüzde de en bilgili tarihçiler içinde dahi Çivril doğu yakınında Işıklı diye bir yer bu­lunduğunu ve onun, ilkçağ Eumeneia kentinin ardılı olduğunu bilecek olanlar sanmam ki birkaç kişiyi geçsin.

 

 

 

 

 

Buna karşı, Claukos/Kufi Çayı Vadisi geçidinin aslında Çivril’de de­ğil, onun doğu yakınında ışıklı’ da başladığı ve ışıklı, ilkçağ Eumeneia’sı­nın yerinde bulunduğuna göre 26, buradan geçilmiş olsa idi N i k eta s ‘ın “Eumeneia’dan geçildi, boğaza girildi” demesi gerektiği akla gelecektir. N i k eta s ‘dan en az 1300 yıl önce, Bergama krallarınca kurulup gelişti­rilen ve zaten o yüzden Eumenes Vurdu anlamında bir ad taşıyan Eume­neia, gerek hellenistik çağda gerek Roma egemenliği çağında oldukça önemli, yönetim örgütü açısından polis (kent) durumunda bir yerleşim merkezi idi ama, geç Bizans çağında böyle bir durumda olmadığı kesin­dir. Eumeneia adı, Bizans çağının hiçbir olayı vesilesiyle Ramsay ‘de, G i b b o n ‘da, O s t r o g o r s k y ‘de yahut diğer Bizans tarihi kitapların­da anılmıyor. Eski yapılardan alınma sütunların bile sıradan yapı taşı ola­rak kullanıldığı duvarlar arkasına sığınmış olan, Eumeneia yerindeki orta­çağ yerleşmesi köy, ya artık Eumeneia adını taşımıyordu yahut da N i ­k eta s, bu köyü bilmediği gibi onun 1300 yıl önceki atası, zaten kendisi de pek şanlı olmayan Eumeneia’yı bilmiyordu. Nitekim günümüzde de en bilgili tarihçiler içinde dahi Çivril doğu yakınında ışıklı diye bir yer bu­lunduğunu ve onun, ilkçağ Eumeneia kentinin ardılı olduğunu bilecek olanlar sanmam ki birkaç kişiyi geçsin.

4.2.İkinci kanıt: Peutinger Tablosu, Çivril yakınında İşıklı’dan Kufi Çayı boyunca kuzeydoğuya uzanan bir eski ana yol ‘u gösteriyor.

Çivril ve Işıklı yöresinden Sandıklı yöresine kestirme gidiş sağlayan bu eski ana yol hakkında Ram say ‘de[25] bilgi vardır. Buna karşılık, Homa/ Gümüşsu’dan veya pek yakınından başlayıp doğuya yönelen, kentler arası gidişte kullanılagelmiş hiçbir yol, Anadolunun tarihsel coğrafyasına ilişkin hiçbir belgede anılmaz. En azından Peutinger Tablosunun düzenlendiği çağdan, geç Roma çağından beri ana yol niteliği taşımış, kuşkusuz zaman zaman devletçe bakımdan geçirilmiş Kufi Çayı Vadisi yolu varken; daha İstanbul çıkışında, yani yollarda

T h e m a a[26]skerleri katılmadan yaklaşık 7 000 arabayla ağırlıklarını taşıtan Manuelordusu, hemen Homa/ Gümüşsu yakınlarında Düz Bel vb. yerlere doğrulup dağ patikalarında ilerlemeyi yeğlemiş olamazdı.

[1] Bkz. Slrabon, 12 VII 13; Ramsay, s.19 ve S.14i NO.24. ” Ramsay, s.183
[1] Timarlı sipahi çıkaran ve her biri t h e m a (Kalardu) sağlayan iller

 

4.3.Üçüncü kanıt: Myriokephalon savaşı yerinden geçen Friedrich Bar­barossa ordusunun Kufi Çayı Vadisini izlediği anlaşılıyor.

Bu ordu, 3. Haçlı Seferi’ni yaparken, 1190 yılında, 22-28 Mart arasın­da gemilerle Geliboludan Lapsekiye taşınmış ve Anadolu’dan geçmişti. Gidiş yolunu, tarihçi von !’vf ura i t anlatır. Ordu, aşağı yukarı İsken­der’in izinde yürüyerek Thyateira/ Akhisar üzerinden Sardis (dolayısiyle, şimdiki Salihli) dolaylarına geldi ve artık İskender’in yolundan ayrıldı. 21 Nisanda Philadelphia/ Alaşehir’e vardı, orada iki gün kaldı. Ancak, yörede Rumı halktan direniş gördü ve çarpışmaya girdi. Yolculuğu sürdürüp Tri­polis’den geçti (Tripolis kentinin kalıntıları Buldan güney yakınında Yeni­ce Köyü bitişiğinde günümüze ulaşmıştır). Hierapolis/Pamukkale’ye vardı ve burada yeniden Rumı halkla çarpıştı; oysa, 27 Nisan’da vardığı komşu kent Laodikeia’da halk Almanlara konukseverlik gösterdi. Akhisar’dan başlayarak, İranlı Xerxes ordusunun İÖ 480’de izlediği yolu ters yönde almakta olan Alman haçlı ordusu, 1 Mayısta Acıgöl kuzeyinden geçerek Menderes’in kaynakları yöresine, demek ki Dinar-ışıklı arası yöreye vardı; burada bir kez daha yerli halkla çatışma çıktı; 3 Mayısta da Myriokepha­lon savaşının yapıldığı yerden geçildi.

Barbarossa ordusunun Anadolu’dan geçişi konusunda temel bilgi kaynağımız olan Von

Murait ‘ın eseri, tam burada belirgin karışıklık gösteriyor ve ordunun 1.Mayısta Acıgöl kuzeyinden geçerek aynı gün Phi­lomeleion/ Akşehir’e, 2 Mayısta Sozopolis/Uluborlu’ya vardığını, 3 Mayısta Myriokephalon savaşının yapıldığı yere ulaştığını söylüyor. Ramsay ‘in de işaret ettiği gibi 29 bunda kesinlikle yanlışlık vardır. Acıgöl kuzeyi ile Akşehir arası, en kısa yoldan bile, 180 km. kadardır. Ordunun 1 Mayısta tek gün için de bu yolu alması olanaksızdır. İkinci olarak, böyle bir mucı­ze gerçekleşmiş olsaydı bile, ordunun Akşehir’e varınca tam ters yöne dönüp kuş uçuşu 100 km. kadar uzaklıktaki Uluborlu’ya doğrulması ve oradan geçerek yine ters yöne, Konya yönüne dönmesi, yapılacak iş değil­dir. Üçüncü olarak, böyle bir şey yapılmış olsaydı bile, ordu Akşehir’den Uluborlu’ya tek günde yürüyemezdi; Asker yürüyüşüyle bu yolculuğu tek günde tamamlamak yine kesinlikle imkansızdır.

Ramsay, ya Akşehir’in ya da Uluborlu’nun anılmasında yanlışlık vardır diyor; ona göre, herhalde Dinar ile Uluborlu arasındaki bir uğrak [27] yerinin adı yanlışlıkla Philomeleion (Akşehir) yazılmıştır. Dolayısiyle R a ın say, ordunun Uluborlu’ya uğrayarak yürüdüğünü kabul ediyor.

Oysa, ordunun Dinar güneyine, Uluborlu’ya doğrulmayıp tersine ku­zeybatı yakındaki Kııfı çayı Vadisi yoluna doğrulduğunu ve oradan bugünkü Afyon-Akşehir-Konya yoluna çıktığını gösteren sağlam gerekçeler vardır. Şöyle ki:

a) Herşeyden önce, Ram say, Myriokephalon savaşı yerinin, Ho­ma/Gümüşsu doğu yakınındaki Düz Belolduğu iddiasında idi. Barbaros­sa ordusunun savaş yerinden geçtiğini von M urait açıkça söylüyor. 1190 yılında, savaşın üzerinden yalnız ı4 yıl geçmişti ve bu kadar kısa süre içinde gerçek savaş yerinin unutulması olanaksızdır. Demek ki, geçi­len yerin savaş yeri olarak gösterilmesinde bir yanlışlık bulunamaz. Savaş yeri ister bizim savunduğumuz gibi Homa/Gümüşsu kuzeybatı yakınında Işıklı’da başlayan Kufı Çayı Vadisi olsun ister Ram say ‘in savunduğu gibi Homa/Gümüşsu doğu yanında Düz belolsun, Dinar’dan Ulubor­lu’ya gidecek bir ordunun o yöne yürümesinde yani Dinar’a sırt çevirip, kuzeybatıya doğrularak önce Homa/Gümüşsu’ya yürümesinde hangi mantık vardır?

b) Acıgöl kuzeyinden Uluborlu’ya bugün, çağdaş yol mühendisliği bi­!iminin, çağdaş teknolojinin ürünü olan ve ortaçağdaki gibi dağ eteklerin­de kıvrıla kıvrıla gitmeyip dağları tepeleri yararak yahut ova ortasını kor­kusuzca dümdüz aşarak uzanan yollarla bile gidildikte, 80 km. kadar süren bir yolculuk yapılmış olur. Bir ordunun, 1Mayısta Acıgöl kuzeyin­den geçip, şimdiki ana yoldan dosdoğru Uluborlu’ya yürümesi halinde dahi, 2 Mayısta Uluborlu’ya varması olacak iş değildir. Üstelik, bu ordu, Fahrettin Altay Paşa’nın Süvari Kolordusu olmadığı gibi yalnız piyadeden oluşan, piyade yürüyüşü hızıyla yol alabilen bir ordu da değildi; yanında arabaları, ağırlıkları olan koskoca bir ortaçağ ordusuydu. Acıgöl kuzeyin­den Uluborlu’ya giderken pek çok dağ tepe aşıldığını anımsayınca bu yol­culuk için en az 3 gün gerekeceğini kabul zorunluluğu bulunur. Üstüne üstlük, ordu, Menderes kaynakları yöresinde Rumılerle çarpışıp zaman da yitirmişti.

c) Daha önemlisi, bilgi kaynaklarımız, ordunun izlediği yolu anlatır­ken, “Menderes kaynakları yöresi’nden söz etmekle yetiniyorlar ve Apa­meia/Dinar’dan söz etmiyorlar. Oysa, Acıgöl dolaylarından Uluborlu’ya gitmek için Dinar’dan geçilir ve Dinar, yolda uğranılan kasabalar, kentler sayılırken adı anılmayacak bir yer değildir; tam tersine, her dönemde So­zopolis/Uluborlu’dan ve Philomeleion/ Akşehir’den çok daha önemli ol­muştur. Menderes kaynakları yöresine, yani Dinar-Işıklı arası yöreye gelin­diği halde Dinar’a uğramadan Akşehir-Konya ana yoluna çıkmayı sağla­yacak tek tarihsel yol ise, Işıklı’da başlayan Kufi Çayı Vadi si yoludur. De­mek, Friedrich Barbarossa ordusu, o yolu izlemeyi yeğlemiştir.

ç) Menderes’in kaynakları yöresinden güneydoğuya, Dinar-Uluborlu yoluna yürünmediği, tam tersine ordunun kuzeydoğuda Bolvadin yakınla­rına çıktığı hakkında kesin kanıt, Von

M urait ‘ın bir açıklamasındadır ve o açıklamanın kesin kanıt olduğunu ilk görmesi gereken kişi, Ram­say, Düzbel’in Myriokephalon Kalesi geçidi olduğu yolundaki saplantısı nedeniyle, tam Freud’luk bir tutumla, gördüğü şeyi bilincine iletmemiş­tir [28]Şöyle ki:

Von M ura lt, ordunun 29 Nisan günü “ubi Fluvius Mandra Ori­tur”a, Mandra çayının çıktığı yere, vardığını açıklıyor. Ramsay ‘e bakı­lırsa[29], “Bunun Maeander olduğunu şüphe yoktur”! Oysa bunun asla Menderes olmayıp, Romalı Consul Manlius Vulso’nun uğradığı Mandra çayı kaynakları (Mandri Fontes) olduğunu ilk görmesi gereken kişi, Ramsay idi[30] , çünki T i t u s L i v i u s ‘un Mandri Fontes adıyla an­dığı pınarların yerini bizzat kendisi belirlemiştir[31]: “Bu, Mandra Köyünün birkaç mil kuzeyinde, Seydiler’in birkaç mil doğusunda, Polybotos/Bolva­din’e doğru akan pınarlardır”.

Seydiler Köyü, Afyon ili merkez ilçesi İscehisar bucağına bağlıdır, İs­cehisar’ın kuzeydoğu yakınında ve ana yol (Afyon-Ankara anayolu) doğu

yanında, yoldan biraz ileridedir. Yoldan geçerken, bu yolu denetlernek için (tıpkı Nevşehir’in Uçhisar’ını oluşturan görkemli kaya bloku gibi) nöbetçi-gözetici askerler için oyulan barınaklarla kale işlevi verilmiş büyük kaya, yanıbaşında, göze çarpar. Mandra (şimdi, Bahçecik) Köyü onun 8 km. kadar güneyinde, İscehisar’ın LO km. kadar güneydoğusunda, Seyitler Barajının kuzeydoğu yakınındadır. Bu yöre Bolvadin’den kuş uçuşu 20 km. kadar kuzeybatı ileridedir. Mandra çayı’nın şimdiki adı, Seyitler De­resi’dir. Dere, AfYon-Bolvadin arasında orta yerde, bucak merkezi Çoban­lar yakınında, doğuya yönelir ve AfYon-Konya anayoluna biraz kuzeyden paralel giderek Bolvadin güney doğusunda Eber Gölü’ne akar.

Böylece kesinlikle ortaya çıkıyor ki, tıpkı Manlius Vulso ordusu gibi ve birazdan sözünü edeceğimiz Ioannes Doukas ordusu gibi, Friedrich Barbarossa ordusu da, Sandıklı dolaylarından gelip, Synnada/Şuhut üze­rinden Bolvadin batı yakınında tarihsel Afyon-Konya anayoluna varmış bulunuyordu. Oysa, Dinar dolaylarında kuzeybatıya yönelip Homa/ Gümüşsu, Işıklı, Kufı Çayı Vadisi, Sandıklı yolunu izlemeden; klasik yol­da yani Dinar, Karaadilli, Çay yolunda yürüyen yahut daha güneydeki, Yalvaç veya Gelendost üzerinden Akşehir’ e ulaşan yolu izleyen bir ordu, Afyon-Bolvadin arasına çıkmaz.

d) Bu sonuç, von M urait’ın (yanlışlıkla, Sozopolis/Uluborlu’ya uğramaktan söz etmesi dışında) verdiği bilgilerle de tam bir uyum gösteri­yor. Ordunun 1Mayıs’ta Acıgöl kuzeyinden dolaşıp Dinar’a uğramaksızın Menderes kaynakları yöresinden geçerek 3 Mayıs’ta Myriokephalon savaşı yerine varması, oradan Afyon-Konya yoluna çıkması, Philomeleion/ Akşe­hir yakınında Türklerle çatışması, 18 Mayıs’ta Konya’ya girmesi; Işıklı’da başlayan Kufı Çayı Vadisi yolunun izlenmesi durumunda, verilen tarihler yönünden kuşku uyandırmıyor.

Demek ki,  1Mayıs’ta Acıgöl kuzeyinden geçen ordu, aynı gün (en kısa yol üzerinden 180 km. uzaklıktaki Philomeleion/ Akşehir’e değil) Dazkın’dan kuzeye yönelen şimdiki demiryo­lunun izlediği yoldan, 25-3° km. uzaklıktaki Homa/ Gümüşsu’ya vardı. Burada, Menderes kaynakları yöresinde, Rumilerle çatışma, herhalde ertesi gün, 2 Mayıs’ta oldu; or­du buna rağmen yürüyüşünü sürdürdü ve aynı 2 Mayıs günü (Sozopolis/Uluborlu’ya değil) Eumeneia/Işıklı’ya var­mak üzere yine yaklaşık 25 km. yürüdü. 3 Mayıs günü Kufı Çayı’nı bulunmadığını görmüş ve 8. Türk Tarih Kongresine sunduğu bildirinin so­nunda, aynen şöyle demişti:

Işıklı (Eumeneia)’yı gerek bugün, gerek Romalılar devrinde asıl kuzeye bağlayan yol ise Gezmi Boğazından geçer. Sarıba­ba Tepesi yanından başlayan boğaz, Çakal ve Osman Köyle­rinden (üç beş haneli köycükler) geçer. Boğazın içinde bir de­re akmaktadır. Ne yazık ki kötü hava şartları yüzünden, kış aylarında Osman Köyünden sonra geçidi takip etmek mümkün olmadı. Geçidin orta yerinin kaya duvarları ile da­raldığı ve uçurum olduğu söylendi. Sarıbaba Tepesinde de bir kale harabe si olduğunu köylüler söyledi ise de kışın 261 rakımlı tepeye çıkıp bakamadım. Yakın bir tarihte, araştırmalarımın sonu hakkında daha etraf­lı bilgi verebileceğimi umuyorum.

Ne var ki, uzun sayılamıyacak verimli ömrü, bu araştırmayı sona er­dirmeye yetmedi. Yetse idi, Işıklı’ dan Sandıklı yönüne uzanan Kufi çayı Vadisi yolu başlangıç bölümünün, aranan topografik özelliklere tümüyle sahip olduğunu görecek ve incelemesini, güvenle bir sonuca bağlayarak tamamlamış, benim yerime bu yayını o yapmış olacaktı. Kendisini bu yönden de saygıyla anıyor [32] ve onun araştırmasını ben tamamlıyorum.

Işıklı’da Gölün ve parkın bitişiğinde, bugünkü Çivril-Gümüşsu asfalt yolundan ayrılarak başlayan ve kuş uçuşu 20 km. kadar kuzey doğu ileri­de Hocalar-Sandıklı asfalt yoluna bağlanan; dolayısiyle, Afyon ya da Bol­vadin taraflarına kestirmeden gitmeyi sağlayan tarihsel ana yol, şimdiki köy yolu, güney ucundan (Işıklı’dan) 4 km. uzaklıktaki Çağlayan köy ma­hallesine henüz 2 km. kala, dar geçide girmektedir. Geçidin sol yanı, köy mahallesinden başlayarak, dimdik kayalık yamaçlı bir uçurumdur. Uçuru­mun dibinde Glaukos/Kufi Çayı akmaktadır[33]• Yolun sağ yanı, dağ yöreyi de kapsayan) “Eskişehir, Kütahya, Uşak illeri” haritasında gösteril­memiş, Osmanköy’den geçen yolun devamı olarak yalnız Kufi Çayı batı yakasına atlayıp o kıyıyı izleyen bölümün gösterilmiş olmasıyla kanıtlan­maktadır. Tarihsel yolun devamı, böylece de anlaşılıyor ki, o diğer bölümdü. Söz konusu bölüm, Güre Köyünde, şimdiki Hocalar-Sandıklı asfalt yoluna çıkar.

[32] Prof. Dr. Kudret Ayıter, pek çok yönden saygı ile anılmaya değer bir kişi ve o arada, üstün nitelikli bir bilim adamı idi. Benimle birlikte, İzmir Hukuk Fakültesinin ı978’deki kurucu öğretim üyeleri arasında ve ilk öğretim kadrosu içinde bulunmuştur; bu Fakültenin geliştirilmesinde çok emeği geçmiştir. Kendisini ve üstün niteliklerini o yıllarda yakından tanımak fırsatını bulduğum için onur duyuyorum.
[33] Prof. Dr. Kudret Ayıter, pek çok yönden saygı ile anılmaya değer bir kişi ve o arada, üstün nitelikli bir bilim adamı idi. Benimle birlikte, İzmir Hukuk Fakültesinin ı978’deki kurucu öğretim üyeleri arasında ve ilk öğretim kadrosu içinde bulunmuştur; bu Fakültenin geliştirilmesinde çok emeği geçmiştir. Kendisini ve üstün niteliklerini o yıllarda yakından tanımak fırsatını bulduğum için onur duyuyorum.

5. Myriokephalon Kalesi ‘nin kendisi üzerine

Myriokephalon savaşının yeri hakkındaki bilgi kaynaklarında, Manuel ordusunun perişan edildiği geçitte Myriokephalon (Bin Baş) Kalesi denen, ama daha o çağda yıkıntı durumuna düşmüş bir kalenin varlığından söz edildiğini ve zaten savaşın da bu yüzden Myriokephalon savaşı diye anıl­dığını unutmuş değilim. Her bilimsel araştırmada uyulması gereken “Mu­kadder soruya yanıt hazırla!” ilkesi uyarınca, Kufi Çayı Vadisinde bir or­taçağ kalesinin varlığını da ortaya koymalıydık ve koyacağız.

Myriokephalon Kalesi diye anılmış kale, şu üçünden biridir:

1. İlkçağ kenti Eumeneia’nın ardılı ve şimdiki Işıklı’nın ortaçağdaki atası olan küçük hisar. Geçide giden yolun başında böyle küçük bir orta­çağ hisarı hiç kuşkusuz vardı; kısmen ilkçağ mimarlık yapıtları parçaları­nın hatta sütunlarının sıradan yapı taşı gibi kullanılmasıyla yapılmış du­varlarından parçalar günümüzde de orada, ışıklı gölü ve parkının tam karşısında görülebilir. Ancak, Honaz’lı N i k eta s , Myriokephalon Kale­si’nin geçit başında değil geçidin içinde, orta yerinde bulunduğunu özel­likle belirttiğinden [34], geçidin başında bile değil geçide giden yolun başın­da olan bir ortaçağ hisarı, Myriokephalon olmasa gerektir.

2. K u d ret Ay i ter’ e, yöre köylülerinin söz ettiği, 1261 m. yükseklikteki Sarıbaba Tepesi üzerindeki kale yıkıntıs!.

3. Tam Kufi çayı Vadi si içinde, Işıklı-Sandıklı arası orta yerde, Kufi çayına Yeldeğirmen Dağı eteği boyunca akarak güneydoğudan gelip katı­lan Kestel çayının 39 adından, o yörede bulunduğunu öğrendiğimiz orta­çağ kalesi. Kastel, Kestel sözcüğü; Bizanslıların ya da Selçukluların hizme­tindeki İspanyol, İtalyan vb. ücretli askerlerin dilinden gelir, “kale” anla-

mındadır ve Anadolu’da pek çok tarihsel coğraıya adı içinde bu sözcük yaşamaktadır 40. Oralardaki bir kalenin denetlersek isteyeceği yol, ancak ve ancak, Kufı çayı Vadisini izleyen tarihsel yolalabilir. Demek ki, Işıklı ile Sandıklı Ovası arasında doğal yolun orta yerindeki kale, budur, Kestel çayı adının işaret ettiği kaledir. Onun kalıntılarının saptanmasını da ben, benden sonrakilere bırakıyorum.

Belgelere dayalı açıklamalarımda belirttiğim gibi Arodulu’nun Türk Yurdu olmasında önemli bir olay sayılan Myriokephalon(Düzbel Savaşı)Sandıklı topraklarında olmuştur.

 

Dr. Muharrem Bayar “Sandıklı Tarihi” isimli çalışmalarından alınmıştır.

 

Dr. Muharrem BAYAR

Şair ve yazar.1945 yılı Bolvadin doğumlu. Bolvadin Akçeşme İlkokulu (1956), Bolvadin Lisesi (1962), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi (1966) mezunu. Edebiyat öğretmeni olarak Diyarbakır (1966-67), Adala(Salihli) (1967-68) ve Rize’de (1968-69) çalıştı. Daha sonra mesleğini Keçiborlu (Isparta, 1971-75), Sultandağı (Afyon, 1975-77), Bolvadin (Afyon, 1977-86), Sinop (1986-87), Akşehir (Konya, 1987-92) Bolvadin (Afyon, 1992-) Edebiyat Öğretmeni ve idareci olarak sürdürdü. Halen Bolvadin Anadolu Lisesi ve Müdürlüğü görevini yürütmektedir.

Arapça,Farsça.Grekçe , Latince ve Fransızca bilir.

Öğretmenliği yanı sıra Osmanlı Devlet Arşivlerinde ve noterliklerde Osmanlıca yeminli mütercimlikler yapar. Türkiye Yazarlar Birliği, İLESAM ve EGAY-DER üyesidir.

Makalelerini Türk Kültürü, Bakış, Beldemiz (Afyon), Yeşil Akşehir, Pervasız dergi ve gazetelerinde dergisinde yayımladı. Topladığı yazma kitaplar, cönkler, fermanlar, beratlar ile çeşitli illerde sergiler açtı.

1996’da Vesikalara Göre  Türkmen Aşiretlerinin İskânı adlı çalışması ile Kültür         Bakanlığı Onur Ödülü’nü, 1998’de Afyon – Bolvadin’de Milli Eğitimin Tarihi ile MEB’den       takdirname, yaptığı çalışmalardan dolayı 2001 FAK Türk Folkloruna Hizmet Ödülü’nü,              Karekeçili Yörük Aşiretinin Tarihi ve İskânı ile Yörük-Türkmen Dernekleri’nin Türk Kültürüne Hizmet Büyük Ödülü, En iyi Araştırmacı-Yazar Ödülü,  Balkan Türkleri               Hizmet ödülü ile elli civarında çeşitli ödüller aldı. Yurt dışı ve yurt içinde çeşitli üniversite   yer aldı. Eserlerinin tamamı değerlendirilerek “Fahri  Doktorluk”  unvanı verildi.

 

[1]

[1] Mektubun Almanca çevirisinde de  sözünü ettiğimiz “Die Krone der Komnenen” başlığı konmuş kitapta, çevirmen Franz Grabler’in açıklamaları arasında, s.304-307’de yer alıyor.

[1] Ramsay, s.147: “Homa’nın doğusundaki Düzbel mühim bir Bizans boğazı idi, Myri­okephalon istihkamıyla muhafaza edilirdi”.

[1] Feridun Din’mtekin, Selçukluların Anadolu’ya yerleşmelerini ve gelişmelerini sağlayan iki zafer (Malazgird Armağanı, TIK yayını, Ankara J 972, s.231-258).

      [1] Hüseyin Şekercioğlu, Mryofatlon (Myriokephalon adını böyle yazıyor-Umar) Zaferi. Yeni Gün Dergisi NO.32, 1968, s.126 vd.

[1] Kudret Ayiter, Myriokephalon Savaşı nerede olmuştur? (8. Türk Tarih Kongresi, c. Il, 1981, s..68g-7).

[1] Osman Turan, Selçuklular tarihi ve Türk İslam medeniyeti. 3. bs!., Dergah yayınları, İstanbul 1980, S.296.

[1] Abdiilhaliık çay, Karamıkbeli/Myriokephalon savaşı (Türk Kültürü Dergisi NO.245, Eylül 1983).



Cevap Yazın

Doğrulama Sorusunu Cevaplayınız. * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

sikiş
Blue And Black WP Theme