KARAKEÇİLİ YÖRÜK AŞİRETİNİN TARİHİ VEKÜLTÜR HAYATI-2
21 Mayıs 2013
21:55
3310 Kez Okundu

kara keçili-3

 

2.Aşiretlerin Beslediği Hayvanlar

          a.At-Atçılık:Türklerde en kıymetli hayvandır. Atı Türkler evcilleştirmiş,insanlığa tanıtmıştır. O’nların bu buluşları günümüze kadar işlevini sürdürmüştür. Güzelliğin timsalidir. At kutsal hayvandır. Türk Atasözlerinde “At”ile  sözler vardır. ”At,avrat,silah yiğidin bahtına”derler bu üç kutsal şey kimseye verilmez,en iyi şekilde korunur.

At,savaş aracıdır. Spor aracıdır. Günümüz de Türk Cumhuriyetlerinde en leziz et,at etidir. Hala yenmektedir. Sütünden yapılan”kımız”kullanılmaktadır. Kımız ayrıca bugün bile Bolvadin civarındaki Karakeçili Yörüklerinden,Karabağlı Türkmenlerinde ilaç olarak kullanılmaktadır. Ateşli hastaların vücutları kısrak sütün ile silinir. Bir bardak  içirilir.

Anadolu’ya göçtükten sonra arazi şartları değiştiği için  at besleme önemini kaybetmiştir.”Yıltı”adı verilen at sürülerini besleyen aşiretler bu gün yoktur. Önemli bir savaş aracı olan at,bilhassa 16,17,18 .asırda devletin teşviki ile canlandırılmış. At beseleyen aşiretlere “Esb-keşan Aşireti”(At Çekenli)ismi verilmiş,özel kanunlar düzenlenmiştir. Bunlara Konya Ovasının,Pozantı-Akşehir hattı verilmiş,bu bölge  Bayburt,Eski İl ve Turgut isminde üç merkeze kurulmuştur.[1]Devlete at beslemişlerdir. Bunun karşılığı vergiden muaf olmuşlar. Devletin bazı imkanlarından faydalandırılmıştır. Sultanönü Sancağı ismi ile anılan Eskişehir civarına kurulan  Tay Çiftlikleri kurularak ,tay yetiştirilmiş.[2]

b.Koyunculuk:Anavatanı Asya olan koyunu Türkler evcilleştirmişlerdir. Kitaplı dinlerin kutsal saydığı bu hayvan ılıman iklimin hakim olduğu her yerde yetiştirilmiştir .Anadolu’da aşiretler  geniş meralarda ve yaylalarda koyun beslemişlerdir. Bu konuda  yetiştirme tekniği ve kedine özge kültürü gelişmiştir. Aşiretlere isim olmuşlardır. Akkoyunlular,Karakoyunlular v.s

     Her koyun yaşlarına göre verilen ayrı ayrı çan adları,koyun hastalıkları ile tedavileri,beslenmeleri için belli bir teknik geliştirilmiştir.

Koyunların yaşlarına ve cinslerine göre verilen isimler:

Kış kuzusu,Ası kuzu:Kış ortasında doğan kuzu

Körpe kuzu:Mart,nisanda doğan kuzu

Emlik:Zayıf koyunun mayısta doğan kuzusu

Kuzu:Altı aylığa kadar koyunun yavrusu

     Toklu:Altı aylıktan,iki yaşına kadar erkek kuzu

     Öveç:İki yaşından sonraki erkek koyun

Şişek:Altı aylıktan,iki yaşına kadar dişi koyun

Marya:İki yaşından sonraki dişi koyun

Koç:Yaşlı öveç(3-4 yaşlarında)

Koç katımı:Koyun beş ayda kuzular. Eğer koç erken aşarsa kuzu kışın doğar buna ası kuzu denir. Bolvadin civarında kış şiddetli geçtiği için,yem bulma zorluğundan dolayı,Ağustos ’un 15’inden sonra koçlar sürüden ayrılır.40-50 gün besiye çekilir. Pancar küspesi,arpa,yulaf verilir. Tuz az verilir. Tuzun dölü bozduğuna inanılır.[3] Bolvadin /Karabağ köylerinde yaşayan Karabağlı Türkmenlerinde ve Bolvadin/Yörükkaracaviran’da yaşayan Karakeçili Yörüklerinde koç katımı üç zamanda yapılıyor:

1.İlk güzlük:Eylül’ ün son haftası koç katılır.;Şubat ayında(1.cemerede)koyun kuzular.

     2.Orta güzlük:Ekim ayının ilk haftası (ilk güzlükten 15 gün sonra)koç katılır; Orta cemrede (ikinci cemre)kuzular.(tohur verir.)[4]

     3.Son güzlük:Ekim ayının sonlarında koç katılır,son cemrede(Mart ayında)tohur verir. Tabiat şartları ve bakım zorluğundan dolayı son güzlük tercih edilir.

İlk güzlüğün tohurunun bakımı zor olur. Fakat bu kuzu sağlam ve dayanıklı olur. Bolvadin ve civarındaki aşiretler ası kuzu dedikleri bu kuzuyu makbul sayarlar.”Ası kuzuya kurt erişmez derler. Doğan kuzuları korumak için çadırın karşısına kuzuluk denilen yer yapılır. Taşla örülür,üstü çalı çırpı ile kapatılır. Yere kuru ot serilir. Kuzu anasını günde iki defa emer.15 günlük olunca emişme günde bir defa öğleden sonra yapılır. Çayıra yaylıma çıkarılır. Kursaklanmış,dişleri ok kesecek hale gelmiştir. Temmuz ayında sütten kesilir. Sütten kesilen kuzunun anası iki ay daha süt verir.

Koç katımı:Koç katılmadan önce süslenir. Kuyruğu boyanır. Başına kına yakılır. Göğsünün yünü kırkılır. Burası rengarenk boyanır. Koçu öven türküler söylenir.[5] Sırtına bir kız çocuğu bindirilir. Koç sürüye gelince indirilir. Koyunun dişi doğuracağına inanılır. Koç katımı Cuma gün hariç her gün yapılır. Genellikle gece yapılır. Koç gücüne göre ündü 5 ila 15 koyunu aşar .Koç başını uzatarak aşımı tamamladığını bildirir. Koç iki sene aşım yapar,üçüncü sene yaptırılmaz. Çünkü (birinci sene kuzu,ikinci sene toklu,üçüncü sene şişek olur)evladı önüne gelir. Evladını aşmaması için sürüde bulundurulmaz. Ya satılır,yada kesilir.

Kuzu kırkımı:Kuzular bir çay kenarına götürülür,iyice yıkanır. Ertesi güne kadar kurutulur. Temiz bir çuvalın üstüne yatırılır. Makasla yünü kırkılır. Kırkılan kuzu kendi damgaları (en)ile damgalanır.

     Koyun kırkımı: Koyun Nisan ve Ağustosta olmak üzere iki defa kırkılır .Nisan kırkımından elde edilen yüne”Yapağ”,Ağustos ayında elde edilen yüne”güz yünü”denir. Güz yünü temiz olduğu için satılmaz,kuzu yünü ile karıştırılır (paçal)edilir. Keçe ve kepenek yapımında kullanılır. Yatak ve yorgan ve yastık içine konulur.

Koyun Çobanlığı:Çobanların pirî Hz. Musa’dır. Koyun çobanlığı peygamber mesleği olduğu için herkes kendi koyununu güder. Zorunlu olmadan koyun çobanı tutmazlar.

Koyun çobanlarında aranan nitelikler.

1.Koyunu sever. Koyun onu takip eder. Kesinlikle koyunu dövmez ve ürkütmez. Çünkü koyun cennetten çıkmıştır. Hz. İsmail’i kurban oymaktan kurtarmıştır.

2.Sabırlı ve becerikli olmalıdır. Karda ,yağmurda,gece koyunu güdebilmelidir.

3.Usta çoban sürüler içinde koyunların tanır. Bunları beceremeyenlere Bolvadin’de”Sığır çobanı” derler. Bolvadin’de ki aşiretlerde çoban yardımcısına”Çontu”derler. Ereğli’de “Çeltek”diyorlar. İki sürüyü birlikte  güdün becerikli çobanlara da”yanaşık”derler.

4.Çobanlar kaval çalmakta maharetli olmalıdır. Öyle ki çaldığı kaval aç koyunu ekinden,susuz koyunu sudan döndürecek güçte olmalıdır. Eski çobanlar kavalla dağdan dağa anlaşıyor,konuşuyorlarmış.

Çobanlar sırtlarına döğme yünden yapılmış kolsuz başlıklı,“kepenek”giyerler. Kepenek kar,yağmur ve soğuğu geçirmez.

1 sürü 200-300 koyundan meydana gelir. Bir sürüsü olan Yörük zengin sayılır. Genellikle Yörüklerin sürüsü 50-100 koyundan oluşur.

Çobanın en sadık arkadaşı can yoldaşı Çoban köpekleridir. Çoban köpeklerini en makbulü”Kangal Köpekleridir.”Kurtla boğuşurken,kurt boğmasın diye boynuna çivili tasma takılır. Köpekler sürüyü kurtlardan ve hırsızlardan korur. Çobanın başına bir iş geldiğinde sürüyü önüne katıp,çadıra getirir.

Koyun günde iki sefer sağılır. Sabah ve akşam. Sağma işini kadınlar yapar. Kışın koyun gece 3 saat yayılır. Ağıl adı verilen barınaklarına götürülür. Afyon,Bolvadin,Dinar’da çardak deniyor. Afşar’larda eğrek diyorlar. Ağıllarına kapısı güneye bakar. Kapanın önüne dikilen sırığa ölmüş köpek kafası takır. Takılan köpek kafatasının nazardan koruyacağına inanılır. Bolvadin-Karabağ Türkmenlerin-de kurt başı takılır. Kurt başının nazardan koruyacağına,bolluk ve bereket getireceğine inanılır. Bu töre destan döneminden ki Bozkurt  kültünün devamıdır.

Koyuncu Yörüklerin bütün ihtiyacı koyundan karşılanır. Et,süt,yağ,peynir, keş, çökelek,yün ve yünden yapılan keçe,kepenek,halı,kilim,çeşitli giysiler.”Belde biri donmuş,ölmüş “demişler. Koyun”varın o adama bakın ,benim tüyümden,tüy yoktur sırtında”demiş. Çünkü koyun yünün daima sıcak tutar.

Koyun cinsleri:Yörüklerin beslediği koyunlar, Karaman, dağlıç, kıvırcık,dağlıç

Koyun çanları:Koça can takılmaz,koyunlara takılır.

1.Döğme çanlar:En büyük koyun çanıdır. İlkbaharda kısır ve şişeklere takılır.

2.Kabayedek:kısır ve şişeklere sonbaharda takılır Orta boy çandır.

3.Cura yedek:El koyununa takılır.

4.Kuzu yedek:kuzulara takılır,

5.Zil:Ufaktır,kuzulara takılır.

c. Keçi besleme:Yörükler çoğunlukla keçi beslerler. Bu mesleğe” davarcılık” denir. Çok çabuk üreyen dağlık,taşlık yerlerde bile yaşayabilen,beslenmesi kolay olduğu için Aşiretler  davarcılığa önem vermişlerdir .Koyun sürüleri içine mutlaka birkaç keçi katarlar. Fazla katıldığı zaman koyunu rahatsız eder. Çünkü hareketlidir. Sağa sola dağılır.

Davarcı Yörükler:”Koyunun içine kurt girse,hepsini öldürür,sesleri bile çıkmaz.

Keçiye gelse ölürken bile bağırır. Keçi yaraya bereye dayanır. Koyun yükseltir,bizim gibi fakirler için keçi iyidir”diyorlar.

Yörükler,Siyah kıl keçilerini,alaca,kurşuni,sarı gibi açık renkte olanlar tercih edilir. Bunlar soğuk ve hastalığa karşı dayanıklıdır. Beyaz ve açık gri renkte olanı tercih edilmez.”[6]

Keçi cinsleri:

     Körpe: Yeni doğmuş keçi yavrusu

Oğlak:Her iki cinsin 6 aya kadar olan yavrusu

Çebiç:6ayla bir yaşı arası dişi ve erkek keçi

Yazmış: 1yaşından sonraki dişi keçi

Keçi: 2 yaşından sonraki  dişi keçi

Seyis:1 yaşından sonraki hadım keçi

Teke:1 yaşından sonraki burumamış keçi

Erkeç: 3 yaşında hadım keçi

Kart: 4-5 yaşlarında hadım keçi

Keçilerin ,Teke katımı,yavrulamaları,bakımı,kırkımı,sağılması koyunun-kine  benzer.”kıl keçide kıllar kaba düz ve uzundur. Dağlık arazide yaşayan kıl keçilerinde kılları ovadakilere  nazaran daha kalındır. Uzun kılların dışında yumuşak dip kılları vardır.”[7]

Keçi çanları:

Firik çan:Küçük çan

Gılgırtı:Orta büyüklükteki çan

Tatırdavık:Orta büyüklükteki çan

Top çan:Büyük çan

Binbir:Büyük çan

d.Devecilik:Yörüklerin  yayla,kışla,güzle arasıdaki  göçlerini sağlayan en büyük yardımcıdır. Orta Asya göçerleri çift hörgüçlü deve,Anadolu göçerleri tek hörgüçlü deve kullanırlar.

Deve belli iklim şartlarında yetişen bir hayvan olmakla beraber,en soğuk steplerde  olduğu kadar,en sıcak çöllerde yetişen bir hayvandır. Çöllerin 50 dereceyi geçen sıcaklığına ,steplerin  sıfırın altındaki soğuğa dayanıklıdır.

Deve sakin,dayanıklı,kanaatkar sevimli bir hayvandır. Az yemle uzun günler çalışmaya tehammül eder. Kindardır. Mutlaka intikamını alır.”Deve gibi kindar”sözü bu özelliğinden gelir. Çölde aç kalan Arapların develerin hörgüçlerini yararak depo ettikleri yağı yedikleri,suyu içtikleri söylenir. Deve bu acıya bile tehümmül edermiş.

Deve çeşitleri:

1.Tüylü Deve:Tek hörgüçlü devedir. İki hörgüçlü olanına”Buhur Deve”denir. Tüylü devenin erkeğine Beserek ,dişisine maya denir. Bunlar Anadolu soğuk bölge-lerinde kullanılır. Eskişehir ,Kütahya ve Aydın civarında yaşayan Karakeçili Yörükleri  Tüylü Deveye “Tülü Deve” diyorlar. Devenin dişisine Tülü Maya erkeğine Tülü Daylak deniyor.6 yaşındaki deveye Tülü Beserek  denir.[8]

2.Tavsi: Çift hörgüçlü ,çok kuvvetli bir hayvandır. Buhur Deve ile Tüylü Devenin birleşmesi ile elde edilen melezdir. Yük taşımada kullanılır .Kendi aralarında birleştirilmez.

3.Teke:Melez devedir. Tüylü ile buhur devenin birleşmesi ile elde edilir. Erkeğine Lök,dişisine Teke Çelebi denir. Küçük vücutlu sıcağa dayanıklıdır. Güney bölgelerimizde çok yetiştirilir. İzmir,Aydın Adana  taraflarında çok görülür. Aşiret devesidir. Lök, adamcıl olursa insana saldırırsa,hadım edilir .Buna Lök Hadım denir.

4.Kerteles: Melez devedir. Yayla mıntıkalarda,dağlık bölgelerde kullanılır.

5.Yeğen:Aşiretler tarafından pek tutulmayan bir deve cinsidir. Beserek ağır yük kaldıramamışta “Yeğenimi çağırın demiş”Yeğenin yük hayvanı olduğu anlatılmıştır.

6.Kükürdi  Deve:İş hayvanı olarak kullanılır .Damızlık olmaz.

Bunların dışında iki deve ismi daha vardır.

1.Yetişeğen:Babası lök,anası mayadır. Yük taşır, kuvvetli bir hayvandır.

2.Haçan:Babası lök,anası mayadır. Buna aynı zamanda (kırma,çandır)denir.

Develerin cinsleri:

Potuk,boduk,Köşek: 6 aylığı kadar deve yavrusu

Dorum: 2 yaşına kadar deve yavrusu

Daylak:2 yaşandan sonra deve.Horzum Yörükleri a)Lök Daylağı,b)TülüDaylağı c)Nacır Daylağı olarak sınıflandırırlar.

Deveciliğin Aşiret Kültüründeki sözleri:

Maşaallah lök gibi oturdu :Ağırbaşlı insan için söylenir.

Gaterde lök öter :Bir yere hakim kişinin bulunması için söylenir

Beserek gibi adam :İri yarı insan için

     Maya gibi kız: Güzel kız için

Deve botlar gibi botladı: Patavakzıs laf eden için söylenir.

Yörükler Devenin bağırmasını cinslerine göre tasnif etmişlerdir.

Deve:Bozular                                    Lök:Öter

Kirinci:Tırlar                                     Beserek:Guğurur.

Deve Güreşi:Ege Bölgesinden Yörükler deve güneşi tertip ederler .İki Tülü Beserek ile iki lök arasına maya getirilir. Kıskançlık yaratılarak erkek develerin birbirine saldırması sağlanır. Seyretmesi oldukça heyecanlı olur Savran adı verilen usta deveci yörükleri güreşi idare ederler. Deve güreşi Orta Asya kökenlidir.

Deve çanları:

Hatap çanı:Havudun önüne asılan büyük çandır.

Duluk çanı veya zil:yanaklara takılan 7-8 adet küçük çandır. Yüz çanı da denir.

Yanlama çanı:Karın altına asılan çandır. Göçerler çok ses çıkaran,göçe  renk veren bu çana önem verirler. Sarıkeçililer sıraç,çakal diyorlar.

Keveke:Deve çanının dışındaki büyük çandır.

Deve iki yerden kesilir.a.)evvela boğaz altından,b)sonra göğbedden(boyunla gövdenin birleştiği yerden kesilir.

Devecilerin piri Veysel Karani’ dir.


[1] Günümüzde Turgut ,Konya/Yunak ilçesine bağlı kasabadır. Bayburt,Aksaray iline bağlı köydür. Eski İl,Aksaray’a bağılı küçük bir ilçe merkezidir.

[2] Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defteri nr.438.s.223

[3] Bu bilgiler rahmetli Hüsem Koyuncudan alınmıştır.

[4] Tohur:Semere,mahsul,yavru

[5] Karada koçun boynuzu                                 Karada koç meler gelir

Siyahta saçın kunduzu                                  Dağları  deler gelir

Goyverde yosmanın kızı                               Hakikatlı yâr olsa

Doğdu şafak yıldızı                                       Geceyi böler gelir. “(Anonim-Bolvadin Türküsü)

 

[6] Prof.Dr.S.batu”Türkiyede keçi ırkları ve  keçi yetiştirme Bilgisi”Veteriner Fak.yay.Ankara.1951

[7] Prof.Dr.S.Batu “a.g.e”s.11

[8] Anadolu’da deve isimlerini taşıyan yer isimleri ve aşiret isimleri vardır. Bolvadin’de Buhurzadeler (Buhur),Lökeliler (Günhanlar),Deveciler(Kocaaslan) vs.

kara keçili-2

 

5.3Yörüklerde Damgalar:Türk Milleti ,kökü  tarihin derinliklerine  uzanan güçlü ve köklü bir kültüre sahip olan ,nadir milletlerden birisidir. Türkler,tarihin her döneminde dünya sahnesinde kalmıştır. Adları ve coğrafi alanları değişik olsa bile Türk  adını  silinmez bir damga olarak tarihin her sayfasına vurmuştur.

     Türklerde damganın tarihi milattan önceki devirlere kadar uzanır. Bu damgalar taşa,kayaya abidelere vurularak silinmez izler bırakırlar. O izler asırları aşarak bize kadar gelmiş,bizden sonrakilere gidecek,sonsuza değin yaşacaktır. 

Damga,bir şeyin üzerine bir nişan,bir im basya yarayan araçtır. Eski Türk yazıtlarından , Açura Yazıtlarındaki metinlerde geçer.

“Yeti yegirmi erdemi yaşınta erdim,ölti;

Kabkı  ti bunsız erti kara saçın teg,

Yerdeki tamkalıg yılkı bunsız erti.

Yağ…tegmis süteni yeti bin oglan erti”[1]

XI. asırda yazılmış Kutadgu Biling isimili ünlü eserde:

Tamga:Damga,mühür olarak geçer.[2]

Ali Şîr Nevâi”Muhakemetü’l-Lügateyn” eserinde”tamgaçı”olarak geçer.

14.asırda yazılan”Süheyl ü Nevbahar” isimli eserde:

“Dutarlar atı vü ol at idi ol,

Ki sa’lük’i bıraktı vüduttu yol,

Şolok dem ki kıldı nazar Şah-ı Çin,

Görür kızı tamgası urdu kıçın”[3]

Tarihi belgelerde her Türk Boyunun bir ongunu öğreniyoruz.Ongun,kurban veya totem(ata sayılan ongun) mahiyetindeki hayvanlar,her yerde aşağı yukarı aynı cinsten at,geyik,dağ keçisi,boğa,kaplan,kurt,su kuşu,yırtıcı kuş gibi motiflerdi. Bazanda belki göçebelerin dini inançlarından dolayı,zoomorfik motifler ,efsanevi bir şekle bürünerek,hayali,muhtelif azalı mahluklar orta çıkıyordu.

Moğol bilim adamlarından Mannay-ooll”Göktürk Kağan soyunun damgası olan dağ keçisi piktogramının M.Ö.VII asra kadar uzanır. Kök-Türk Kağanın atlarına vurulan kuş şeklindeki damga totamik bir menkıbeye bağlıdır.”[4]

Türklerde damga,eski Türk Milli yazısı olan Göktürk Alfabesinden daha eskidir. Fakat  bulunabilen en eski yazlı vesikalar bu alfabe ile verilmiştir.

Damgaların kullanıldığı yerler

Asaya ’dan Avrupa ortalarına kadar uzanan Türk Dünyasında Türk Damgaları,hakim olduğumuz her yere Türk  Damgasını vurmuştur. Anadolu’da çeşitli boy,soy,oymak,oba,aşiret ve cemaatlar ile aileler arasında kullanılmakta ve yaşatılmakta idi. Bu damgaların bazıları yiğitlik,metlik,cesaret,güç,kuvvet,bereket ve bolluk anlamlarına gelir.

Sebebi ne olunsa olsun,manası bilinsin veya bilinmesin Türk Damgaları damga im,en adları altında kullanılmıştır. Damgaların Anadolu’da kullanıldığı yerler:

1.At ve sığırlarda

2.Koç ve koyunların kulak ve burunları üstüne

3.Koç veya koyun sırtında ,kuyruğunda veya başında(aşı boya ile)

4.Kovalarda,buğdaya ve un ambarlarında

5.Mezar taşlarında[5]

6.Mezar hece tahtalarında

7.Kilim ve halılarda

8.Keçelerde,Kepeneklerde

9.Heybe,torba ve un çuvalları

10.Ziynet eşyalarında

11.Nakışlarda

12.Nazarlıklarda

13.Ev kapı ve duvarlarında

14.Kaplarda

15.El,yüz,alın,pazu ve göğüslerde yapılan döğmelerde

16.At koşum takımlarında

Türk damgalarının bu kadar çeşitli yerlerde kullanılması,Türk toplumunun folklor ve etnolojik malzemelerinin zengin olduğunu gösterir.

Oğuz Boyları ve Onkunu-Damgaları

     Oğuzlar 24 boydur. Bu boylar kendi aralarında aşiretlere,oymaklara ve cemaatlara ayrılırlar. Her boyun ayrı bir damgası vardır. Hayvanlara vurulan bu işaretler o boy sembolüdür. Birbirlerini bu sembol ile tanırlar.

S. No:   Boyun Adı:        Onkunu           S. No:  Boyun Adı:     Onkunu

1.         Kayı                Şahin              13.       Bayındır          Sunkur

2.         Bayat              Şahin               14.       Becene                        Sunkur

3.         Alka-Evli        Şahin               15.       Çavuldur         Sunkur

4.         Kara-Evli        Şahin               16.       Çepni              Sunkur

5.  Yazır               Kartal              17.       Salur               Uc

6.         Döğer              Kartal              18.       Eymür             Uc

7.         Dodurga         Kartal              19.       Ala-Yuntlu     Uc

8.         Yaparlı            Kartal              20.       Yüreğil            Uc

9.         Avşar              Tavşan            21.       İğdir                Çakır

10.       Kızık               Tavşan            22.       Büğdüz           Çakır

11.       Beğdili                        Tavşan            23.       Yıva                Çakır

12.       Karkın             Tavşan            24.       Kınık               Çakır

Bolvadin’e bağlı Karabağ köylerinde Çocuklar iki yaşına geldiği zaman alınlarına,ellerine damga yaparlar. Çocuğun damga yapılacak yeri iğni ile çentik açılır .Açılan yere barut dökülerek bağlanır. Bozulus Aşiretine bağlı Karabağlı aşiretinde Balcıoğlu  Cematına “ait bütün insanların alınlarında 3 nokta vardır. Emirdağ/Bademlideki Kasabasındaki Karabağlılardan Çıraklı Cemaatında hilal yapılmıştır. Seyitgazı/Bahşişli köyündeki Karakeçili Yörüklerinde damga eski yazı (vav) gibidir.

Anadolu’da  dokunan kilim ve halıların motiflerinde,Oğuz Boylarının damgaları işlenmiştir. Afyon Müzesindeki etnoğrafik malzemelerden olan madeni eşyalardan bilhassa bıçak,kama,kılıç,kapı tokmaklarında damgalar üreten ustanın markasıdır. Damgaya bakarak üretildiği yeri ve üreteni bulabiliriz.


[1] “On yedi erdemi yaşında idim,öldü/Göz kapağının eti kara saçı gibi kedersiz idi /Yerdeki damgalı yılkı(at sürüsü)sayısız idi/Hücum eden ordusunun kudreti yedi bin oğlan idi.”H. Namık Orkun “Eski Türk Yazıtları III. S.134

[2] R. Rahmeti Arat “Kutadgu Biling III. İndex

[3] Çevirisi:”Atı tutarlar ve tuttukları at odur;ki Sa’lük’i bırakarak yola devem etti. Tam o zamanda  Şah-ı Çin baktı ki;(atın)kıçına kızının damgasının vurulmuş olduğunu gördü.”

[4] F.M.X.Mannay-ool”Drevne İzobrojenie gornogo kozla ve Tuva “Sovetskaya Arkehologia Moskova l967/1 Zuev.

[5] Afyon Müzesinde 13.asra ait damgalı Türkmen Mezartaşları vardır.

Dr.Muharrem Bayar hakkında:
Şair ve yazar.1945 yılı Bolvadin doğumlu. Bolvadin Akçeşme İlkokulu (1956), Bolvadin Lisesi (1962), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi (1966) mezunu. Edebiyat öğretmeni olarak Diyarbakır (1966-67), Adala(Salihli) (1967-68) ve Rize'de (1968-69) çalıştı. Daha sonra mesleğini Keçiborlu (Isparta, 1971-75), Sultandağı (Afyon, 1975-77), Bolvadin (Afyon, 1977-86), Sinop (1986-87), Akşehir (Konya, 1987-92) Bolvadin (Afyon, 1992-) Edebiyat Öğretmeni ve idareci olarak sürdürdü. Halen Bolvadin Anadolu Lisesi ve Müdürlüğü görevini yürütmektedir. Arapça,Farsça.Grekçe , Latince ve Fransızca bilir. Öğretmenliği yanı sıra Osmanlı Devlet Arşivlerinde ve noterliklerde Osmanlıca yeminli mütercimlikler yapar. Türkiye Yazarlar Birliği, İLESAM ve EGAY-DER üyesidir. Makalelerini Türk Kültürü, Bakış, Beldemiz (Afyon), Yeşil Akşehir, Pervasız dergi ve gazetelerinde dergisinde yayımladı. Topladığı yazma kitaplar, cönkler, fermanlar, beratlar ile çeşitli illerde sergiler açtı. 1996'da Vesikalara Göre Türkmen Aşiretlerinin İskânı adlı çalışması ile Kültür Bakanlığı Onur Ödülü'nü, 1998'de Afyon - Bolvadin'de Milli Eğitimin Tarihi ile MEB'den takdirname, yaptığı çalışmalardan dolayı 2001 FAK Türk Folkloruna Hizmet Ödülü'nü, Karekeçili Yörük Aşiretinin Tarihi ve İskânı ile Yörük-Türkmen Dernekleri'nin Türk Kültürüne Hizmet Büyük Ödülü, En iyi Araştırmacı-Yazar Ödülü, Balkan Türkleri Hizmet ödülü ile elli civarında çeşitli ödüller aldı. Yurt dışı ve yurt içinde çeşitli üniversite yer aldı. Eserlerinin tamamı değerlendirilerek “Fahri Doktorluk” unvanı verildi.

Cevap Yazın

Doğrulama Sorusunu Cevaplayınız. * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

sikiş
Blue And Black WP Theme