SANDIKLININ ÜMMÜ TÜRKÜLERİ
30 Aralık 2014
20:34
922 Kez Okundu

 

kapak-bütünSandıkl’mızda Ümmü türküleri oldukça meşhurdur. Ümmü’nün güzelliğinden olsa gerek her yer “Ümmü bizim türkümüzdür” demektedir. Aman canım nereliyse nereli. Mesele türkülerde kendimizi bulmak. Eğer türküler bizi anlatıyorsa o bizim türkümüzdür. Biz gelelim Afyonkarahisar ve Sandıklımızın  hikayeleriyle Ümmü türkülerine. Akmayası çaylar, Ümmü Çıkmış Yaylaya, Davul (Gürsu) Çeşmesi ve Hocalar ilçemize ait Kirazlı Tepeleri isimli türkülerimize kulak verelim…

KAÇINDASIN ÜMMÜ GELİN-1

Sandıklımızda çok sevilen bir Afyon türküsünü de hikayesiyle birlikte siz okuyucularımızla   paylaşmak  istiyoruz. İlçemiz insanı bu türküyü o kadar çok sevmiştir ki dilinden düşürmemektedir. İşte yaşanmış bir olay sonrası yazılan bir Afyonkarahisar türküsü:

Akmayası Çaylar…

“Suya düştü tutamadım kolunu,

Uzakta gitti bilemedim yolunu,

Güzel de mevlam kısmet etmiş ölümü.

Kanlı da çaylar nerelere kodun ümmü’mü,

Suna boylumu…”

Hey gidi çaylar hey!.  Kanlı  çaylar!  Kuruyası çaylar.  Katil çaylar hey! Hey ki hey! Gün olur şırıl şırıl akarsınız. Kurt-kuş, yazı-yaban; cümle yaratık su içer yatağınızdan. Tarlayı takımı sularsınız yer yer. Kimi yerde de barajları doldurur, ışık verirsiniz çevreye. Koca koca aletler sizden can alır. Sonra…Balık  verirsiniz  insanlara.  Kuzu  gibi  yayınlar,  pullular,  alabalıklar. Sonra, sonra? Buharlaşır yağmur olursunuz, çifte çubuğa bereket salarsınız.    İyi… Hoş;  peki  neden  azarsınız  bazen?  Ceyhan olur gencecik kızları, oğlanları yutarsınız? Kadir’in Memedi yeni yetmeydi daha. Suç mu etti serinlemek için suya girmekle. Ya Mıstık’ın  oğlu?  Ya Danacı’nın kızı? Birer birer yem olmadılar mı Ceyhan’a? Hepsini saymakla bitmez. Daha niceleri var. Ya Fırat’ın yuttukları?  Ya Dicle’yi kış kıyamette taşlara basa basa geçmek isteyip de sulara yuvarlananlar! Ya, Zap suyu! Ya Kızılırmak!..  Gelinle birlikte, beşyüz atlı dökülmedi mi Kızılırmağa?

Sen değil misin Emre Gölü gelin Ümmü’yü alan? Şu.. Bu.Neyse ne! Sonunda gelir gelir de, o güzelim çayların adını “kanlı çaylar” ediverir.  Ölen  de öldüğüyle kalır. “ehh kaderi böyleymiş. Kadir mevlam böyle istemiş” der,  kapatır ağzını  insan.  Ama  türküler  var  ya  türküler.  Kimse  kurtulamaz  türkülerin dilinden.  Rezil  eder  insanı  türküler. Anlayana çok şey der türküler. Anlayan anlar!..  “suya  düştü  tutamadım kolunu” derken, “bir köprü olsaydı çayın üstünde,ne Ümmü gelin suya düşerdi, ne de ben kolunu tutmaya çalışırdım” der söyleyen. Ama devir eskiymiş, köprü yapma olanağı yokmuş, vız gelir türkülere… O; olması gerekeni bilir; olması gerekeni söyler. O kadar!

Kimi Ümmü’yü Denizli’nin Çal ilçesinin Bekilli köyünde yaşatırken kimisi al yazmasını Afyon Emre gölünde bulur. Gediz diyenler var. Menderes diyenler var. Bir de, “Dalaman çayına  düştü  Ümmü diyenler  var.  Ümmü ile ilgili anlatılan hikayelerde yörelere göre farklılık arzetmektedir. Biz gelelim Afyondaki Gelin Ümmü türküsünün hikayelerine.

Muzaffer Görktan Taşpınar dergisinin Ocak-Şubat 1947 tarihli ,Gelin Ümmü Türküsü başlıklı yazısında; Ümmü’nün kaçırılmış bir gelin olmadığını, düğün atlarının kuşlardan ürküp suya düşmediğini,köprünün yıkılmasıyla Ümmü’nün sele kapıldığını söyler.

Osman Atilla ise Taşpınar dergisinin Eylül,Ekim,Kasım,Aralık 1945 tarihli sayısında Gelin Ümmü isimli yazısında Ümmü’nün kaçırılmadığını, atların koca kuşlardan ürkmesiyle çaya düştüğünü söyler… Neyse  ne!  Bunlar  kayıp!  Bilinen  şu ki, Ümmü, güzel bir köy kızı. Güzel ama öyle tanıma gelmeyen cinsinden Ümmü’nün güzelliği. Ay  parçası  gibi.  Güzelliği  herkesin  dilinde.  Köyün  sınırlarını aşıp, komşu köylere de ulaşmış namı. “filan köyden, filanda bir kız var ki, mevlam övmüş de  yaratmış.  Daha  yaşı  onüç,  ondört;  ama  boyu sülün gibi. Bir endam, bir çalım var ki, iyi kapılara nasip etsin yaradan”. Bilen bilmeyen, duyan duymayan  övgülüyor  Ümmü’yü.  Ve  gelip  yamaç  köylü Aziz’in kulağına kar suyu oluyor  Ümmü’nün  güzelliği.  Aziz’in  köyüyle  Ümmü’nün  köyü  yakın.  İki köyün sabah  horozlarının sesi karışır birbirine. Bağırsa duyulur birinden ötekine.  Aralarından  bir  çay  akıyor  köylerin.  Yazın  kuruyup,  suyu azaldı mı geçit veriyor.  Ama kışın karı eriyip de köpük köpük kabarınca, geç geçebilirsen. Ancak üstülembeç taşını atlamak gerek çayı geçmek için.

Aziz’in  gönlüne,  Ümmü’nün  güzelliği  gelip  oturuyor ya, Ümmü’nün haberi yok  bundan.  Derken  Aziz’in  köyünden Ümmü’nün köyüne bir kız veriliyor. Kıza  nişan  takmaya  gelenler  arasında  Ümmü  de  var. Nişan evi de Aziz’in yabancısı  değil.   Ortalık  işlerine  o  da  yardım  ediyor.  Konukları ağırlıyor. Gelenlere yer gösteriyor. Yiyecek, içecekleri dağıtıyor. Ha, Aziz’in yakışığı da yerinde. Gösterişi  iyi.  Herkes  de  sevgi  gösteriyor Aziz’e. Ortalıkta fırıl fırıl dönüyor. Göz ucuyla da konukları süzüyor.  Birden  çarpılmış gibi  sallanıyor yerinde  Aziz.  Elindeki  şerbet  testisi  düşüp  kırılıyor.   Gözgöze   geliyorlar Ümmü’yle.  Ümmü de  çarpılıyor  birden.  Aziz’in  yakışığı  onu  da  çarpıyor.

Uzun sözün kısası, gözlerinden gönüllerine ılıklık akıyor ikisinin de. O kadar! Sonra,  araya  zaman giriyor.  Arada karşı köye gittiği oluyor Aziz’in. Uzaktan uzağa  gözgöze  geliyor  Ümmü’yle. İç geçiriyorlar,  işmarlar, sonra da ayrılık. Bir  aracı  kadın  buluyor  Aziz sonunda. Haber salıyor Ümmü’ye. “böyleyken böyle. Babana dünür gönderip istetecem seni. Ne dersin?” Diye. Ümmü hazır zaten. Havalara  uçmuş  haberi  duyunca.  Gelgelelim babası inat. Güveni yok babasına  Ümmü’nün.  Ya  “yok  derse.  Ya  kızımı  başkasına verecem” derse, diye bir korku sarmış Ümmü’yü. Üçbeş  emmi,  dayı  bir  araya getirip, karşı köye göndermiş Aziz. Kendisi de, gidenlerin  yolunu  sabırsızlıkla beklemeye  başlamış  çay kenarında. Derken gidenler görünmüş uzaktan. Aziz koşa koşa ulaşmış yanlarına.  Suratları  asık hepsinin de. “adam kesti attı. Hatır gönül de kalmamış kimsede.  Herşeyin bir yolu  yordamı var.  İnsan  kestirip atmaz ki böyle işlerde. Baldırı çıplağın biri Aziz.  Davul  dengince  döver.  Benim  ona  verecek  kızım  yok.   Buraya  da gelmemiş  olun”  diyor.  Aziz’in  beti benzi atmış. Neye uğradığını bilememiş. “Dengi dengine ha!.. Görür o!” Demiş. O kadar!

Çok geçmeden de Ümmü’nün nişan haberi gelmiş. Babası tez elden bir tanıdığının  oğluna  vermiş  Ümmü’yü.  Hem de Ümmü’ye hiç sormadan. Gizlice de Ümmü’den haber geliyor Aziz’e:”ben gönlümce varmıyorum.Ne yapıp yapsın, götürsün beni Aziz” diyor.  Aziz de haber salıyor Ümmü’ye, “sabret hele. Sabret  ki  herşeyin  vakti  saati  var.  Sen hazır ol yeter ki. Haydi deyince bohçan hazır olsun. Gerisine  karışma.”  Çok  geçmeden  de düğün davulları vurmaya başlıyor.  Ümmü derseniz ateş üstünde. Durmadan haber salıyor Aziz’e: “daha ne  bekliyor.  Yoksa  üç  çocuk  anası  olunca  mı  kaçıracak beni. Yazık olsun erkekliğine” diyor.  Sonunda  Aziz’ de  diyeceğini  iletiyor Ümmü’ye. “koy ki, üç gün,  üç  gece  davullar  çalsın, zurnalar ötsün. Koy ki ağa baban, bey oğlu damadıyla  yağlı  ballı  olsun. Koy ki düğün alayı seni almaya gelsin. Okuyucular ünlesin, pehlivanlar yağlansın. Şenlik şamata olsun. Albürgünü çemirle, bin atına. Sonra da dehle atı çaya doğru. Gerisine karışma.”Ümmü’dür haberi bir iyice yerleştirmiş kafasına. Planını kurup, sonra da vakti saatini  kollamaya  başlamış.  Ne  zaman  ki  davul- zurna gelin alma havasını vurunca, Ümmü’nün yüreği de bir inip, bir kalkmaya başlamış. Al atı çekmişler  evin  sekisine.  Al  duvağını  toplayıp,  bir  sıçrayışta  binmiş  Ümmü  ata. At şaha kalkmış ilkin. Sonra da Ümmü’nün usta ellerine teslim etmiş kendini. Tozu dumana katarak gözden ıramış Ümmü. Herkeste bir şaşkınlık.  Kimi “at huylandı  gelini  kaçırdı”,  kimi  de  “Ümmü  gönülsüzdü zaten. Babası Aziz’e vermedi  diye  aldı başını dağlara kaçtı” diyor. Kimileri de, “Ümmü  babasına garez düğün gününde Aziz’e kaçtı.” Diyor. Tevatür çeşit çeşit.Öte yandan Ümmü, sözleştiği yerde Aziz’i bekler bulmuş. Vakit kaybetmeden, ata terkileşip  çay  boyunca  kovmuşlar.  Ta ki, çayın dar boğazına gelene dek. Dar boğazdaki üstlembeç taşına gelince, inmişler attan. İnmişler ya çay azgın. Dalgalar kudurmuş.  Arkadan babasının adamları yetişti yetişecek. Gerçi atlamak  zor.  Ama,  çay  boyu  at sürüp,  yakalanmaktansa  taştan  atlamak  daha kolay.  En  iyisi  hızlanıp atlamak karşıya. İlkin Aziz atlar taşa. Ümmü’yü tutmak için de elini uzatır. Ümmü de geri çekilip, hız alır. Atlar. Al duvağı ayaklarına  dolaşır,  suyu  boylar.  Aziz  vakit  geçirmeden  atlar  suya.  Ama  batar Ümmü.  Bir  tek  al  duvağı  yüzer  suyun  üstünde.  Al  duvağa   sarılır   Aziz. Bakar  ki  boş.  Atar elinden, dalar suyun dibine. Ama çay azgın. Dalgalar kuduruk.  Sonra  bir daha  çıkar Ümmü su yüzüne. Aziz o tarafa kulaç atar. Ama yetişmesine kalmadan, yine batar Ümmü. Sonunda kolu kanadı kırık, çıkar su kenarına Aziz. Çıkar da, Ümmü’nün duvağı elinde ağlar ağlar. Geriden yetişenler Aziz’i böyle görünce durumu anlarlar. Ümmü’nün babasına haber ulaşınca, “kızımı çaya attı. İsteyerek attı çaya. Kendine vermedim diye,boğdu  kızımı  aziz”  deyip,  doğruca  karakola  gider.  Bir  yandan davulcusu, okucusu Ümmü’yü arar çayda; biryandan elleri kelepçeli Aziz  şehire  götürülür. “Kızımı istedi vermedim. Sonra da düğün günü o’nu kaçırıp çaya attı. İşte  tanıklarım  var. Bu adamlar görmüş Ümmü’yü Aziz’in çaya attığını” diye yalancı  tanıklarla  mahkemeye  başvurmuş  Ümmü’nün  babası.  Yargıç  ilkin Aziz’e sormuş: “Ayağı duvağına  dolaştı,  çaya  düştü”  demiş  Aziz. Kapamış ağzını. Başka bir şey dememiş. Tanıklar  bir  ağız  etmiş  konuşuyorlar:  “Biz  gözlerimizle  gördük.  Aziz attı Ümmü’yü!  Baban  seni  bana  yar  etmez;  kimseye  de  olma!  Diye  itti çaya Ümmü’yü.”  Deliller  aleyhine  Aziz’in.  Hiç  de  tanığı  yok. Yani ki, Aziz’den yana tek ifade yok. Hepsi kasten attı  çaya diyor.  Sonunda  kararını  açıklıyor mahkeme yargıcı:  “Tanıkların  ifadesine  göre Ümmü’yü kaçırıp, cebren çaya atarak boğulmasına sebep lmaktan… Ölüme mahkum ediyorum” diyor. Aziz taş gibi. Aziz zaten ölü. Ümmü’sünü yitirmiş ki, dünya dar geliyor zaten Aziz’e. Kararı dinliyor. Kılı kıpırdamıyor. Tınmıyor hiç.Devir de  eski,  yargıcın dediği dedik. As as!.. Kes kes! O kadar! Atıyor dama Aziz’i. Günlerini  sayıyor. Hiç kimseyle de konuşmuyor. Zaten ayrı bir hücrede.  Sıkıntısını  türkülere  döküyor.  Sesi  de  çok  güzel  Aziz’in. Aziz’i ölüme mahkum  eden  yargıcın  evi  de  yakındır  cezaevine. Bir gece yarısı yargıcın karısı,  Aziz’in  yanık  sesiyle  uyanır.  Dinler.  Çarpılır  birden.  Aziz ağlayan, yalvarmalı  bir  sesle  Ümmü’nün  çaya  düştüğünü  öykülemektedir  türküyle. Yargıcın  karısı  kocasını  uyandırır. “kalk hele bey. Senin idamlık mahkumun sesi ne güzel.Nasıl da öykülüyor Ümmü’nün çaya düştüğünü” diyor.Yargıçtır, kalkıp kulak veriyor Aziz’in sesine.

Kaçındasın gelin Ümmü kaçında,

Sar(ı) altınlar dalabıyor saçında.

Gelin ümmü kaldı çaylar içinde

 

Katil çaylar nere kodun Ümmü’mü.

Ümmü’mü Ümmü’mü gelin Ümmü’mü.

 

 

Coşkun çaylar akmaz iken harladı,

Zalım düşman kollarını bağladı,

Gökte melek, yerde insan ağladı

 

Katil çaylar nere kodun Ümmü’mü.?

Ümmü’mü Ümmü’mü gelin Ümmü’mü!

 

 

Bir el attım kapamadım kolunu,

Sarpa çattım bulamadım yolunu,

Yaşın onbeş, mehel m(i) gördün ölümü,

 

Katil çaylar nere kodun Ümmü’mü.?

Ümmü’mü Ümmü’mü gelin Ümmü’mü!

 

 

Kapam dedim, kapamadım fesini,

Ayın onbeşine benzer kesimi,

Kulak verdim, duyamadım sesini,

 

Katil çaylar nere kodun Ümmü’mü.?

Ümmü’mü Ümmü’mü gelin Ümmü’mü!

 

 

Başından yazmanı yörükler aldı,

Ağzından hızmanı balıklar aldı,

Gayrı kavuşmamız mahşere kaldı,

 

Katil çaylar nere kodun Ümmü’mü.?

Ümmü’mü Ümmü’mü gelin Ümmü’mü!

 

 

Onsekizdir, siyah saçın örgüsü,

Bu güzellik sana hakkın vergisi,

Suya düştü Ümmü kızın kendisi,

 

Katil çaylar nere kodun Ümmü’mü.?

Ümmü’mü Ümmü’mü gelin Ümmü’mü!

 

 

Davulcusu kaya dibi dolaşır,

Seymenleri kuzu gibi meleşir,

Evlerine kara haber ulaşır,

 

Katil çaylar nere kodun Ümmü’mü.?

Ümmü’mü Ümmü’mü gelin Ümmü’mü!

 

 

Altın tası suya düşmüş dalabır,

Sırma saçlar su üstünde yalabır,

Şu gelinsiz gelen kervan banadır,

Katil çaylar nere kodun Ümmü’mü.?

Ümmü’mü Ümmü’mü gelin Ümmü’mü!

……………………………………….

Suya düştü tutamadım kolunu,

Uzakta gitti bilemedim yolunu,

Güzel de mevlam kısmet etmiş ölümü,

Kanlı da çaylar nerelere kodun Ümmü’mü,

Suna boylumu.

 

Kadı da geldi mahkemeler kuruldu,

İfadesi mustantıktan alındı,

Komşuları hakka niye yoruldu,

Akmayası çaylar nerelere kodun Ümmü’mü,

Suna boylumu.

 

Üç giderim beş ardıma bakarım,

Gözlerimden kanlı yaşlar dökerim,

Hem ayrılık, hem ölüm kahrı çekerim,

Katil çaylar nerelere kodun Ümmü’mü,

Suna boylumu.

“Vay be!”  Der  yargıç.  “Vay  ki vay! Aldanmışız. Yalancı tanıklara kanmışız. Suçlu  olan hiç bu kadar içten söyleyebilir mi? Bunca güzel dillendirebilir mi olayı?”  Deyip  sabahı  iple  çeker.  Mahkeme  kararının düzeltilmesini sağlar. Aziz’i salar cezaevinden. Bu kez  yalancı  tanıklarla Ümmü’nün babasını tıkar içeri.

Bütün türkü öykülerindeki kızlar güzeldir ya; Ümmü hepsinden güzelmiş anlaşılan. Yaşadığı çağda onu delikanlılar paylaşamazmış; şimdi de ardından yakılan  türkü  paylaşılamıyor.   Muğla’dan   Eskişehir’e,  Afyonkarahisar’dan Denizli, Manisa’ya kadar nice Ege il ve ilçesi,Ümmü’nün yaşadığı yer olmakla övünüyor.  Kimisi,  “olay bizim burda geçmiş; Ümmü de Dalaman çayında boğulmuş ” derken, kimileri, “Ümmü bizim hemşehrimizdir ve Emre gölünde boğulmuştur” diyor. Bir başka ilçenin halkı Menderes’te boğulduğunu söyler Ümmünün. Aslında türküler böyledir; halkın ortak malıdır. Ege’nin tüm yörelerinde, Ümmü’nün öyküsü aşağı – yukarıya aynı şekilde anlatılır. O günden sonra, Aziz’in yaktığı “Ümmü Türküsü” halkın dilinden düşmez.. Sizce Ümmü Nereli?

Devam Edecek….

Kaynak:

Ali Osman KARAKUŞ, Güle Çıktım Gülmedim/Öyküleriyle Türkülerimiz

Ali Osman Karakuş hakkında:
Ali Osman KARAKUŞ 1977 yılı kışında Sandıklı'da doğdu. İlkokulu Bekteş Köyünde, Liseyi ise Sandıklı Lisesinde okudu. Yayın hayatına şiirle ilkokul sıralarında başladı. Şiirlerinde Ozan Çulsuz mahlasını kullanmaktadır. Türk Yurdu, Türk Yurtları, Türk Edebiyatı, Yesevi, Sevgi Yolu, Gülpınar,Ozanca,Beldemiz Afyon,Dört Mevsim Sandıklı, Pankobirlik gibi dergilerde şiir ve araştırma yazıları yayınlandı. Bunun yanı sıra uzun yıllar çeşitli yerel radyolarda sunuculuk ve kültürel proğram yapımcılığı yaptı. Yerel araştımalara ağırlık veren yazarın araştırma ve şiirleri, Sandıklı Yurt Sesi, Sandıklı Sesi, Sandıklı Yıldızı, Sandıklı Termal gazetelerinde yazı dizisi olarak yayımlandı. Şairlik yönü ağır basan yazar değişik antolojilerde de yer almıştır. Bunlardan bazıları şöyledir, Türkiye Ozanlar Antolojisi, Afyonkarahisarlı Halk Ozanları Antolojisi, Ozanlar Güldeste, Ozanlar Duygu Seli, Anonim Üç, Çam sakızı Çoban Armağanı. Sandıklı araştırmaları konusunda çeşitli komisyonlarda görev almıştır. Yayınlanmış Ortak çalışmaları: Yakamoz (Şiir) Geçmiş Zaman Olur ki Fotoğraflarla Sandıklı cilt.1 Geçmiş Zaman Olur ki Fotoğraflarla Sandıklı cilt.2 Gün Olur Asra Bedel Sandıklı Kilimleri Yazarın yayınlanmış diğer serleri ise şöyledir; -Elif (Şiir) -Cumhuriyet Öncesi ve Sonrası Tarihte Sandıklı -Sandıklı Folkorundan Damlalar Cilt.1 -Şifalı Frigyanın İncisi Hüdai Kaplıcaları -Oku Beni Yaz Beni / Şehitler Destanı -Yunus Emre Türbesi -Sandıklı Ulu Cami -Tarihi Sandıklı Hisarı -Hüdai Kaplıcaları -Akdağ Tabiat Parkı -Sandıklı Türbeleri ve Türbelerle ilgili Halk İnançları Cilt.1 -Dediler ki Vatan Sağolsun, Sandıklı'lı Şehitlerimiz. Araştırma çalışmaları devam eden yazar çeşitli bilimsel toplantılarda Sandıklı ile ilgili bildiriler sunmuştur. 2011 yılında yapılan Sandıklı Araştırmaları Sempozyumunda düzenleme kurulu üyeliğini de yapan yazar,“Sandıklı Türbeleri ve Halk Kültürüne Etkileri” isimli bir bildiri sunmuş olup sempozyum bildirileri Ege Üniversitesi tarafından aynı isimle kitaplaştırılmıştır. Yazarın hazırlığı tamamlanmış baskıya hazır eserleri ise şöyledir; -Geçmiş Zaman olur ki Fotoğraflarla Sandıklı Cilt.3 (Komisyon) -Şeyh Safa Hayatı ve Divanı -Sandıklı Türbeleri ve Türbelerle İlgili Halk İnançları Cilt.3 -Sandıklı Yöresinde Mani Söyleme Geleneği ve Sandıklı Halk Manileri -Sandıklı Efsaneleri -Sandıklı ve Çevresinde Masal Söyleme Geleneği ve Sandıklı Masalları -Sandıklı Folklorundan Damlalar-2 -Gurbette Yalnız bir Şair, Sandıklı'lı Fikri -Sandıklı'lı Şair ve Yazarlar Antolojisi -Sandıklı ve Çevresinde Eğlence Kültürü (Çocuk ve Yetişkin Oyunları) -Sandıklı ve Çevresinde Köy Odası Geleneği -Han Buyruğu (Şiir) -Zemheride Açan Çiğdem (Şiir) -Köyden Şehre Mektuplar (Şiir) -Sandıklı'da Sporun Dünü Bu günü -Kaybolan Değerlerimiz -Sandıklı Halkevi Kuruluş ve Faaliyetleri -Şiirlerle Sandıklı Antolojisi -Hikayeli Sandıklı Türküleri ve Yeni Türkü Derlemeleri Araştırması devam eden çalışmaları: -Sandıklı ve Çevresinde Halk Hekimliği ve uygulamaları -Tarih ve Folklor Açısından Kasaba ve Köylerimiz / -Sandıklı'da Kitabeli Yapılar ve Sandıklı Kitabeleri -Sandıklı ve Çevresinde Halk İnançları ve Uygulamaları -Meşhur Lakaplar ve Hikayeleri -Sandıklı Sözlüğü gibi araştırma çalışmaları devam etmektedir. Araştırmaya olan merakı ile ortaokul sıralarında Osmanlı Türkçesini öğrendi. Öğrenim hayatına ise Anadolu Üniversitesi Tarih Fakülte- sinde devam etmekte olan yazar halen Dinar Pancar Ekicileri Kooperatifi Sandıklı Satış Mağazasında görevli olup evli ve üç çocuk babasıdır.

Cevap Yazın

Doğrulama Sorusunu Cevaplayınız. * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

sikiş
Blue And Black WP Theme