SANDIKLI TÜRBELERİ-1
19 Kasım 2012
18:22
721 Kez Okundu

Türbe, din âlimlerinin mezarlarının bulunduğu oda şeklindeki binaya verilen addır.  Türbeler genel olarak önemli kabul edilen dini kişiliklerin mezarlarıdırlar. Türbeler halk arasında kutsal sayılan yerlerdir. Bazı din âlimleri bu görüşe karşı çıkmakla birlikte, halk arasında belli bir oranda türbeler dini bakımdan kutsal ve önemli görülürler. Türbeleri ziyaret eden kişiler buralarda dualar ederler ve genellikle kendi özel yaşamlarıyla ilgili dileklerde bulunurlar.

          Yatır, belli bir yerde mezarı olan, doğaüstü gücü bulunduğuna ve insanlara yardım ettiğine inanılan evliya mezarlarıdır.     Sandıklı ve çevresinde tespit edilen yüzlerce türbe ve yatır bulunmaktadır. Bu rakam Sandıklı gibi bir ilçe için oldukça fazladır.    Bu araştırmada; Sandıklı ve çevresinde bulunan bu kadar çok sayıda türbe ve yatırların bulunuş sebepleri, kutsiyet atfedilen özellikleri ile halk kültürüne etkileri, buna paralel uygulanan halk inançlarının topluma yansıması konusu ele alınmış olup farklı özellik taşıyan türbe ve yatırlar kıstas alınarak örnekleme yoluna gidilmiştir. Sandıklı türbe ve yatırları ile ilgili anlatılan menkıbe ve efsanelerin başlıca özellikleri ve kökenlerinin tespiti yapılarak saha araştırmaları ile kaynak kişilerin anlattıklarına yer verilmiş olup çeşitli arşiv belgeleri ile desteklenmiştir.

Türkler’in İslamiyeti kabulünden önce de  din ve yaratıcı  inancı vardı..Türkler bütün evreni yaratan bir Tek tanrının yani Göktanrının olduğuna inanmaktaydılar.[1]  Yaklaşık 6.asrın ortalarında Göktanrı inancı büyük bir kudret olarak yükselmiş; Allah anlamına gelen “Tengri” denmiştir.[2] Bu sebeple Türklerin  İslamiyet’i kabullenmeleri daha kolay olmuştu. Gök Tanrı ve  İslamiyet arasındaki birbirine yakın benzerlik sayesinde İslamiyet Türkler arasında hızlı ve çabuk yayılmıştır.

Türklerde, İslamiyet’ten önceki mezar kültürüne ait ilk bilgiler MÖ.3 asra aittir. Hunlar ölülerini bir tabuta koyarlar sonra gömerlerdi. Ölen kişi saygın kişi ise Kurgan adı verilen anıt mezar yaparlardı. Diğer kişilerin mezarların başına Balbal adı verilen taşlar dikerlerdi.[3]

Orta Asya Gök Tanrı inancına göre cenaze törenleri, kültürel değerlere sahiptir. Ölü hemen gömülmezdi.. Bir çadıra konarak ölünün yakınları at, koyun kesip çadırının önüne bırakmaktaydılar. Eti koyan kişi at üstünde yedi kere çadırın etrafına dolaşır. Sonra kapının önüne gelip ağlarlardı. Sonra ölünün atı kesilir, eşyası ile beraber gömülürdü. Bu gün yapılan kazılarda mezarlıklardan insan ve hayvan kemikleri, eşyalarla beraber bulunmuştur [4]

    Türklerin İslamiyeti seçişleri 10.Asrın ortalarına rastlamaktadır. Türkler İslamiyeti Seçtikten sonra adet törelerini unutmamış aksine İslamiyetle bütünleştirerek daha da zenginleştirmişlerdir.[5]

Kur’an-ı Kerimde açık ve kesin bir hüküm bulunmamakla beraber İslamiyet’te süslü ve dikkat çekici mezarlar yapılması hoş görülmemiştir.[6]. Hz. Muhammed’in (SAV),oğlu İbrahim’in kabrini düz olarak  kapattırmış ve üstüne çakıl taşları koyup,su döktürmüştür.[7] Hz. Muhammed’in  (SAV),  Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer’in kabirleri yerden biraz yüksekçe yapılmıştır. Hz. Peygamberin mezarı kendi evinin içinde yani Razvâ-i Mudahhara’dadır.

1071 Malazgirt zaferiyle birlikte Anadolu’yu  feth eden Türkler,yeni yurtları olan Anadolu’ya kendi törelerini de getirmilerdir. İslam dinini  akaitle bütünleştirdiler. Tabiî ki bu arada eski Anadolu kültüründen etkilenmelerde oldu. Bu gün Anadolu’daki türbeleri incelediğimizde mezar taşlarında bu özelliği açık seçik görmekteyiz..[8]

Türklerde ölü ve ölünün gömüldüğü mezara hürmet gösterme önemli bir gelenektir. Bu gelenek Türklerin İslamiyeti seçmesinden sonra da devam etmiştir. Bir bakıma Orta Asya geleneklerinin izlerini taşımaktadır. Mezarlara hizmet etme geleneği ,mezar temizlemeler,mezar onarmalar, mezarlarda kandil,mum,çıra yakmalar,tahıl saçma,dolu desti bırakmalar Türk inancında oluşturulmuş ve şimdi unutulmaya yüz tutmuş ,ced ruhu inanışlarının parçalarıdır.[9]

Sandıklımızda yüzlerce yatır ve türbe bulunmaktadır. Halk inançlarına göre her türbenin etkili olacağı alan ve insanların ihtiyaçlarına cevap verebilecek türbe yatır farklıdır.

Buna örnek olarak; ilçemiz Karacören Köyündeki Uyuşak dede yatırını, Sorkun Kasabasındaki galip dede türbesini örnek göstere biliriz. Birisinde inanılan inanç insan organlarındaki uyuşukluğun giderilmesi iken diğerinde sekaret olan hastanın acı çekmeden ölmesi veya sıhhatine kavuşması inancıdır. Çocuğu olmayanlar Kırklar türbesine gider.

Yine Anadolu’da yaygın bir halk inancı olan ,kutsal mekanlardan olan Camiye yürüyerek gidilmesi ve atılan adım kadar sevap kazanılması türbeler içinde geçerlidir. Türbe veya yatıra varıncaya kadar atılan adım kadar sevap kazanılacağına inanılmaktadır.

 Türbe ziyaretlerinde Allah (c.c.)için ulu evliyaya nezir kılar. Aracı olarak kabullenilir.[10]Neziri bir adak nişanesi olarak kutsal mekanlardaki ağaçlara çaput bağlanır,türbeye niyete göre örtü örtülür.[11]

Evliya:  Allah dostu olmak demektir ve Allah dostu olan bi kişiden de zerre kadar zarar gelmez. Evliyalık kolay elde edilen bir mertebe değildir. O makama gelinceye kadar kendi nefslerine uymamaları gerekir.

Nefsin makamları;

 1. Nefsi emmare: Nefsin en aşağı tabakası olup bu mertebede insan nefsinin

esiridir.

 2: Nefsi levhame: Burada diğer mertebeden bir üst mertebedir. Nu mertebede

insan nefsine az da olsa hükmeder.

 3: Nefsi mulhime: Bu makamda nefsin coğu arzu ve istekleri gitmiş insana çe-

şitli haller gelmiştir.

Bu mertebede nefsin bütün istek ve arzularını kırma mertebesidir bu mertebeyi Allah’ın izniyle geçilirse nefs tamamen mutmain olur ve kişi bu mertebeden sonra evliyalık makamına gelmiş olur. Bütün bunların meydana gelmesi için çalışmak lazımdır. Bütün emir ve yasaklara uymak gerekir haram helal kul hakkı bu hususlara dikkat etmek gerekir. [12]

Sandıklı’da ki Seyyid  aileler: Seyyid peygamber soyundan gelenlere denir. XVIII.yüzyıl Osmanlı Türkiyesi’nde de seyyidlerin sayısı o kadar çoğalmış ki o günün padişahı durumun araştırılması,gerçek seyyid âilelerinin incinmemesini istemişti, hattâ bir yüzyıl geriden bu soruşturmaların başladığını Köprülü Mehmet Paşa sadareti sırasında bu ünvana sahip bulunmayanlar ortaya çıkarılıp seyyidlik beratları ellerinden alındığını biliyoruz. Yalnızca Ereğli’de 120 kişinin seyyidlik iddia ettiği, gerçek ortaya çıkınca beratlarının alındığını tarih kitaplarından okuyoruz.Seyyidliğe bu kadar ilginin olması ise Osmanlı’nın onlara karşı gösterdiği hürmettendir; verilen bâzı ayrıcalıklardan dolayıdır; seyyidler yüzelli koyun besleyebilme hakkına sahip olup,daha fazla beslerlerse vergi öderlerdi. Verilen ayrıcalıklar ise istismar edilmiştir, pekçok kişi seyyidlik iddiâ eder olmuştur.[13]   XVIII.yüzyılda iş çığrından çıkmış pek çok kişi seyyidlik iddiâ edince, Osmanlı durumu görmüş, iddiâları yanlış çıkanları cezalandırma yoluna gitmiştir.[14]Osmanlı Türkiyesi’nin Sandıklı’sında da ‘seyyid’ler var gibi görünüyor. Bunlar hakkında kesin bir vesika yok. Kimlerdir, bunlar da ‘yerel’ tarih araştırmacılarını bekliyor;  ancak gene de araştırmacılar için kaynaklarda, ilginç o günkü Sandıklı yaşayışına ait bir takım bulgulara astlamak gene de mümkün. Sandıklı’daki gerçek ‘seyyid’lerin bulunup,sahtelerinden ayırt edilmesi için o günün Sandıklı kadısına ferman gönderildiğini biliyoruz. [15]

 Sandıklı ve Çevresinin  Türk Yurdu haline gelmesi ve Alperenlerin görevi:  2.Kılıç Aslan, 1018 yılında Çarı Bey ile başlayan ve Büyük Selçuklu Devletinin kuruluşundan Malazgirt savaşına kadar süren savaşlar sonunda ve 1176 yılında, Bizanslıları, Miryakefelon adı verilen ve Homa İlçesinden Kızılören Kasabasına doğru gelen Düzbel geçidinden sonra Sandıklı Ovasına kadar uzanan Durucasu Deresini de içine alan bölgede bozguna uğratarak Anadolu’da Türk hakimiyetini kesin olarak kurmuştur. [16] Türk’ün Anadolu tarihinde İkinci Malazgirt Zaferi olarak bilinen bu savaştan sonra Sandıklı ve güney yöresine Uç Beyi olarak Emir Sungur, kuzey yöresine de (Sincanlı, Altıntaş, Kütahya) Uç Beyi olarak Emir Cafer görevlendirilmiştir. [17]

Bölgenin Türlerin hakimiyetine geçmesiyle birlikte yeni fethedilen toprakların ihya edilmesi, düzenin sağlanması için bir takım sistematik çalışmalar yapılmıştır.Bu çalışmalarada en büyük görev halkın kolayca benimsediği Alperenlere düşmekteydi.

      Bu amaçla büyük Aşiretler Obalara, Obalarda Cemaatlere ayrılmıştır. Kontrol ve denetimin kolaylığı için Konar göçerler için böyle adlandırılmışlardır. Türkistan’dan veya Horasan’dan Anadolu’ya gelen Oğuzlar (Türkmen)ler Ana boylardan küçük cemaat adlarına ayrılarak yerleştiler, köy ve mezralarda kontroller de bulunmaları, vergi toplama, mallarının

kolay olması için Ana boylar parçalara ayrılarak, cemaat adları almıştır. Yerli deftardarlıklara da cemaat adları ile yazılmıştır, Oğuz (Türkmen) boylarının.Vergileri götürü usulü (taşron )Müzayede  (açık artırma) ile toplanırdı.Genel olarak Anadolu’da, Cemaat ve toplulukların başında hükümete karşı topluluğu, topluluğa karşıda hükümeti temsil eden bir Alpereni

(evliyası) bulunmaktadır. Genelde bu velinin ya zaviyesi ya Tekkesi  yada Dergahı vardır. Dergah da çalışan kendini dergaha adamış dervişler askere gitmez vergi vermez.  Türkmen (Oğuz)  Aşiretleri topluluğu bir Horasan erenine bağlıdır. Horasan ereni kendine bağlı Aşiretin asayişinden ve askere gitmek vergi vermek gibi vs.hareketlerinden sorumludur. Osmanoğlu imparatorluğunun kanunen kabul ettiği Alp erenlerinin başı da Hünkar Hacı Bektaş Veli’dir. Her Dergah başında bulunan eren ona bağlıdır. Dede-Baba’nın taktir ve

teklifi Devleti İslam Halifeyi Müslüman. Devletli Padişahın. Emri fermanı ile tefrik edilmiş (mümerünnas) hazineye ait boş arsasına kurulur ve Hazineden Evkaf adıyla giderlerini karşılayacak mali destek yapılıyordu. Anadolu’da Her36 Km. mesafe ile dergah kurulurdu. Her gelen gidene yemek veriliyordu. (arverdeyi ve  varvendi) gideri evkaftan karşılanırdı….

Oğuzların Anadolu’da Dergahları: Osmanlı İmparatorluğunun Sınırları içinde, İstanbul içi hariç 367 dergah bulunmaktadır. Bu araştırmamızda  30 kadar dergahtan bahsedeceğiz. Dergahlar Devletlü Padişahın emriyle kurulur. Padişah küffar üstüne harp için azmi diyar etmeden. Dergahın Babasına veya halife babasına, şeyhine sorar.Bu harbe katılım olarak (Eğitimi yapılmış Tığ taber kullanmaya hazır ne kadar eren vereceği,) Kaç batman un, bulgur, kürü üzüm, et, yağ , peynir yün yapağa, semerle at, eşek, katır, deve. sığır, koyun manda,(yiyecek, binecek) ne kadar katılımda bulunacağını sorar. Dede-Baba- Halife baba ve Şeyh her sene böyle soruları cevaplamaya hazırlıklıdır. İstendiğinde toplar sevk eder. Her dergahın çevresinde Oğuz Türkmen Aşiretlerinin yerleştirildiği, iskan edildiği, sürgünde hangi dergahın, vergi alanına girdiği, merkezi hükümetin ilgili erkanı tarafından bilinmektedir.

 


[1] -İbrahim Kafesoğlu Eski Türk Dini (AnkaraJ980)s.63

[2] -Behaddin Ögel-islamiyetten Önce Türk Kültür Tarih-Orta Asya Kaynak ve Buluntuları (Ankara.l991).s.46

[3] -Dr.Muharrem Bayar,Bolvadin Türbeleri Çalışması

[4] -W.Barthold Türklerde ve Moğollarda Defin Merasimi Meselesine Dair(Çev.A.İnan)y Belleten,Xl/43.(l947) s.519 Ayrıca Bkz.Dr.Yaşar Kalafat-Balkanlardan Uluğ Türkistana Halk İnançları Cilt.1.S.212. Berikan Yay.Ankara 2008

[5] -Prof.Dr.Zekeriya Kitapçı-Yeni İslam Tarihi ve Türkler Cilt.1.S. 133 Yedikule Yay. Konya 2005

[6] -Belli başlı fıkıh kitaplarında ölünün nasıl gömüleceği ve mezarların nasıl yapılacağı belirtilmiştir. Ölü toprağa kıble yönündekonulduktan sonra mezarın üzeri kerpiç veya kamış ile örtülür, toprakla kapatılır. Mezarı taş, tahta gibi maddelerle örtmek, köşeli_olaraktuğla, kireç, tahta vs gibi şeylerle inşa etmek mekruhtur (Şehizade Muhammed bin Süleyman “Mülteka Şerhi Mecmua’ül Enhar” Ayrıca Bkz. Dr.Muharrem Bayar-Bolvadin Türbeleri Çalışması

c.l (İstanbul.l309)s.l86-187

[7] -Sahih-i Buhari Muhtarı, c.lV.ş.771

[8] A.Osman Karakuş-Sandıklı Folklorundan Damlalar Sandıklı Belediyesi Yay.2010

 

[9] Dr.Yaşar Kalafat-Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Halk İnançları S.258.Berikan Yay.Ankara 2008

[10] A.g.e. s.64

[11] Ali Osman Karakuş-Sandıklı Folkorundan Damlalar 2 -Türbelere bağlanan örtülerin rengi ve biçimine göre dilekleri tahlil etmek mümkündür.Folklorumuzda her rengin,örtü çeşinin ayrı bir anlamı bulunmaktadır.

[12] Ömer Nasuhi Bilmen-Büyük İslam İlmihali s.395.İstanbul 2003

[13] Rüya Kılıç- Osmanlı’da Seyyidler ve Şerifler Kitap Yay. İst. 2005

[14] Murat SARICIK -Osmanlı İmparatorluğu’nda Nakibü’l – Eşraflık Müessesesi

TTK.Yay. Ankara 2003

[15] Afyon Şr.Sc.32,Vs:257.

[16] Yılmaz Gürbüz,Kılıç Aslan ve Çivril Savaşı-İstanbul 2010 s. 143

[17] Komisyon Sandıklı Dünü bu günü Sandıklı Lisesi Yay.

Ali Osman Karakuş hakkında:
Ali Osman KARAKUŞ 1977 yılı kışında Sandıklı'da doğdu. İlkokulu Bekteş Köyünde, Liseyi ise Sandıklı Lisesinde okudu. Yayın hayatına şiirle ilkokul sıralarında başladı. Şiirlerinde Ozan Çulsuz mahlasını kullanmaktadır. Türk Yurdu, Türk Yurtları, Türk Edebiyatı, Yesevi, Sevgi Yolu, Gülpınar,Ozanca,Beldemiz Afyon,Dört Mevsim Sandıklı, Pankobirlik gibi dergilerde şiir ve araştırma yazıları yayınlandı. Bunun yanı sıra uzun yıllar çeşitli yerel radyolarda sunuculuk ve kültürel proğram yapımcılığı yaptı. Yerel araştımalara ağırlık veren yazarın araştırma ve şiirleri, Sandıklı Yurt Sesi, Sandıklı Sesi, Sandıklı Yıldızı, Sandıklı Termal gazetelerinde yazı dizisi olarak yayımlandı. Şairlik yönü ağır basan yazar değişik antolojilerde de yer almıştır. Bunlardan bazıları şöyledir, Türkiye Ozanlar Antolojisi, Afyonkarahisarlı Halk Ozanları Antolojisi, Ozanlar Güldeste, Ozanlar Duygu Seli, Anonim Üç, Çam sakızı Çoban Armağanı. Sandıklı araştırmaları konusunda çeşitli komisyonlarda görev almıştır. Yayınlanmış Ortak çalışmaları: Yakamoz (Şiir) Geçmiş Zaman Olur ki Fotoğraflarla Sandıklı cilt.1 Geçmiş Zaman Olur ki Fotoğraflarla Sandıklı cilt.2 Gün Olur Asra Bedel Sandıklı Kilimleri Yazarın yayınlanmış diğer serleri ise şöyledir; -Elif (Şiir) -Cumhuriyet Öncesi ve Sonrası Tarihte Sandıklı -Sandıklı Folkorundan Damlalar Cilt.1 -Şifalı Frigyanın İncisi Hüdai Kaplıcaları -Oku Beni Yaz Beni / Şehitler Destanı -Yunus Emre Türbesi -Sandıklı Ulu Cami -Tarihi Sandıklı Hisarı -Hüdai Kaplıcaları -Akdağ Tabiat Parkı -Sandıklı Türbeleri ve Türbelerle ilgili Halk İnançları Cilt.1 -Dediler ki Vatan Sağolsun, Sandıklı'lı Şehitlerimiz. Araştırma çalışmaları devam eden yazar çeşitli bilimsel toplantılarda Sandıklı ile ilgili bildiriler sunmuştur. 2011 yılında yapılan Sandıklı Araştırmaları Sempozyumunda düzenleme kurulu üyeliğini de yapan yazar,“Sandıklı Türbeleri ve Halk Kültürüne Etkileri” isimli bir bildiri sunmuş olup sempozyum bildirileri Ege Üniversitesi tarafından aynı isimle kitaplaştırılmıştır. Yazarın hazırlığı tamamlanmış baskıya hazır eserleri ise şöyledir; -Geçmiş Zaman olur ki Fotoğraflarla Sandıklı Cilt.3 (Komisyon) -Şeyh Safa Hayatı ve Divanı -Sandıklı Türbeleri ve Türbelerle İlgili Halk İnançları Cilt.3 -Sandıklı Yöresinde Mani Söyleme Geleneği ve Sandıklı Halk Manileri -Sandıklı Efsaneleri -Sandıklı ve Çevresinde Masal Söyleme Geleneği ve Sandıklı Masalları -Sandıklı Folklorundan Damlalar-2 -Gurbette Yalnız bir Şair, Sandıklı'lı Fikri -Sandıklı'lı Şair ve Yazarlar Antolojisi -Sandıklı ve Çevresinde Eğlence Kültürü (Çocuk ve Yetişkin Oyunları) -Sandıklı ve Çevresinde Köy Odası Geleneği -Han Buyruğu (Şiir) -Zemheride Açan Çiğdem (Şiir) -Köyden Şehre Mektuplar (Şiir) -Sandıklı'da Sporun Dünü Bu günü -Kaybolan Değerlerimiz -Sandıklı Halkevi Kuruluş ve Faaliyetleri -Şiirlerle Sandıklı Antolojisi -Hikayeli Sandıklı Türküleri ve Yeni Türkü Derlemeleri Araştırması devam eden çalışmaları: -Sandıklı ve Çevresinde Halk Hekimliği ve uygulamaları -Tarih ve Folklor Açısından Kasaba ve Köylerimiz / -Sandıklı'da Kitabeli Yapılar ve Sandıklı Kitabeleri -Sandıklı ve Çevresinde Halk İnançları ve Uygulamaları -Meşhur Lakaplar ve Hikayeleri -Sandıklı Sözlüğü gibi araştırma çalışmaları devam etmektedir. Araştırmaya olan merakı ile ortaokul sıralarında Osmanlı Türkçesini öğrendi. Öğrenim hayatına ise Anadolu Üniversitesi Tarih Fakülte- sinde devam etmekte olan yazar halen Dinar Pancar Ekicileri Kooperatifi Sandıklı Satış Mağazasında görevli olup evli ve üç çocuk babasıdır.

Cevap Yazın


− üç = 4

Blue And Black WP Theme