BEKTEŞ KÖYÜ TÜRBE VE ZİYARETGÂHLARI
11 Ekim 2013
23:15
2351 Kez Okundu

BEKTEŞ KÖYÜ TÜRBE VE ZİYARETGÂHLARI

bekteş genel

Bekteş Köyü, Afyonkarahisar iline 68, Sandıklı ilçesine ise 7 km Doğu mesafede olup Kumalar dağı eteklerinde yer almaktadır. Geçim kaynakları sulu tarım,kuru tarım ve büyük ve küçükbaş hayvan besiciliğidir.

Bekteş Köyünün Kısa Tarihçesi:Köyün kuruluşu antik çağlara kadar dayanmaktadır. Bölgenin iskanı M.Ö.2500 yıllarına yani Tunç Çağı dönemine kadar inmektedir.Bölgede sırası ile; Hititler, Frigler, Romalılar, Bizanslılar ve Türkler yerleşmişlerdir. O günlerin izlerini taşıyan bir çok tarihi eser çok az sayıda da olsa günümüze kadar ulaşmıştır. Köyde duvar ve çeşme yapılanrında kullanılmış devşirme Bizans mimari parçaları bulunmaktadır. Köyün sırtını dayadığı Höyük adlı tepe Bizans Nekropolu[1]’dür. 1990 yılında köy içme suyu şebekesi çalışmaları sırasında iki adet kayaya oyna mezar odacığı bulunması da bu düşüncemizi güçlendirmektedir.

Yine Karapınar mevkisindeki höyük, Eski Tunç Çağına (M.Ö.2500) kadar bölgedeki yaşamı indirmektedir. Bey Tepesi mevkisinde de gayri İslami bir Nekrapol bulunmaktadır. Tepecik Mevkisinin güneyinde Süleyman Evkaya varislerine ait arazide mezarlar, Ali Açıkgöz’e ait arazide bir ören yeri, Ömerin üstü mevkisinde bir mağara, Bahçeler mevkiinde Körin’de kayaya oyma bir Şapel (Küçük Kilise,Mescit) bulunmaktadır. Bu Şapelde Ortada Hz.İsa’nın göğe yükselişi, kenarlarda dört melek, altında oniki havari (aziz) ve kemerler üzerinde iki adet İncil yazan havari yer almıştır[2]. Günümüzde ise bu eser define avcıları tarafından tahrip edilmiş durumdadır.

Köy içersinde aşağı köy’de bulunan çeşmede 1211 tarihi yazılıdır. Çeşmede Bizans kilisesinden devşirme taşlar ve tüften yapılmış bir kemer ile mermer sütun başlığı ve sunak kullanılmıştır.  Hicri 1211 tarihi ise Miladi olarak 1796 yılına tekabül etmektedir.

Bugünkü köyün Türkler tarafından iskanı ise Anadolu’nun Türkmenler tarafından Türkleştirilmesi sırasında miladi 1100’lü yıllarda gerçekleşmiş olmalıdır.

Sandıklı,XII.Asırdan XIX. asra kadar çeşitli aşiretlerin iskan olduğu yerdir.Bu devir kayıtlarında Bektaş köyünün bir aşiret,camaat ismi olduğu görülmektedir. Yine 2567 numaralı ve 1623 tarihli Avarız dfteri kayıtlarına göre köyün ,3 Avarız hanesi,13 ger.çek hanesi ve 65 köy nüfusu bulunmaktadır.1709 yılı kayıtlarına göre köy nüfusu 70’e yükselmiştir.2561 numaralı defter kayıtlarında ise;Çiftlik-i Tuti der- karye-i Bekteş hane 1 kaydı mevcuttur. Ayrıca;428 numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu defteri (937/1530) kayıtlarında da  (XVI. Asrın ilk yarısında )Bektaş köyü Sandıklı kazasına bağlı bir köy olarak geçmektedir.

Köyün adının nereden geldiğine dair çeşitli görüşler bulunmaktadır. Köyün adı günümüzde yaygın olarak kullanılan Bekteş’den gelmiş olabilir. Anadolu’nun Türkleşmesi sırasında bazı aşiretlerin yerleştikleri iskan yerlerine aşiret adının veya aşiret beyinin adının verildiğini biliyoruz.[3] Nitekim Sandıklı Ovasında kurulu, Saltuk, Menteş, Emirhisar, Şeyh Yahşi köylerini buna bir örnek olarak gösterebiliriz.

Sandıklı ve çevresi Emir Sanduk tarafından feth edilmiştir.Fetihten sonra bu bölgeye bakıldığında yerleşim yerlerinin çoğunluğuna fetihte görev alan komutanlar ve Selçuklu’ nun  atsız, kılınçsız gönül ordusu olan gazi alp erenlerin isimlerinin verildiğini görüyoruz.

Emri Sanduk’un bazı komutanları, Dolathan,Saltuk, Bektaş olup bunların adları fethettikleri yerlere verilmiş olabilir[4].

Köyün adının nerden geldiğine dair halk söylenceleri de bulunmakatadır. Bunlardan birincisi kşimdi köyün beş ayrı yerden toplandıkları, beş beyin bir araya gelmesiyle beşbey kelimesinin Bekteş’e dönüştüğü şeklindedir. İkincisi ise kurulduğu yer itibarı ile pek (sık) taşlı olması sebebiyledir. Pektaşlı kelimesi zamanla halk arasında dönüşerek Bekteş’e dönüşmüş olabilir.

İsim olarak Bekteş kelimesi yöreyi tanımayanlarda Bektaşi köyü olarak sanılmasına neden olmaktadır. Köyün Bektaşilikle hiçbir ilgisi omayıp tamamen Sünni inanca sahiptir. Türkiye genelinde oniki adet Bektaş köyü bulunmakta olup Bekteş isimli tek köydür[5].

Sar Ahmet Dede Ziyaretgahı

bekteş

Sarı Ahmet Baba Kimdir: Bekteş köyünde metfun olan Sarı Dede’nin , Selçuklu  Devletinin çöktüğü sıralarda komşu köy olan Selçik köyüne gelip yerleşen Selçuklu beylerinden olduğu söylenen Sarı Selçuk’un kardeşi olduğu da halk tarafından rivayet edilmektedir.[6] Sarı Selçuk gibi Sarı dede de kabri çayköy’de bulunan Yunus Emre,Akin ‘de bulunan Yusuf Dede ve Koçgazi köyünde bulunan Koçgazi Dedeyle çağdaştır.

Osmanlı Devlet Salnamelerini incelediğimizde kayıtlarda Bekteş köyünün “Bektaş Köy” olarak geçtiğini görmekte ve Sarı Dede’nin de ismi diğer Sandıklı’da ki yüzün üstünde evliya ile birlikte zikredildiğini görmekteyiz.

Sarı dede hakkında bildiklerimiz sadece rivayetten ibarettir. Ayrıca Bekteş köyü sınırları içersinde Sarı Dede’den başka, Göksu dede, Erenler ve Buğlan Dede olmak üzere üç tane daha evliya mezarının varlığı saptanmaktadır.

Sarı Ahmet Dede’nin Günümüzdeki Mezarı:

Mezarı önceleri köy camisi bahçesinde iken tadilatlar nedeniyle caminin karşısında yol kıyısında bir evin kenarına nakledilmiştir.Bu mezar hala durmaktadır.Gösterişiz ve sade bir biçimde olup taşlarla etrafı örülmüştür.Mezarın daha önceki halinde mezar başında sarık şeklinde kalenderi’leri temsil eden taşın bulunduğu daha sonra mezarın nakli sırasında bu mezar taşının kaybolduğu belirtilmektedir.[7]

Günümüzde ise mezarın üstünde mermerden şekilsiz düz bir mezar taşı bulunmaktadır. Mezar normal mezar ölçülerinde iken günümüzde kare biçimine getirilmiştir.Bekteş köyü Camisinin tam karşısında bulunan evin bitişiğinde yatmakta olan Sarı dede ‘nin isminin köyün kuruluşu kadar eski olduğu söylenmektedir.Bazı kaynaklarda ismi farklı bahsedilmesine rağmen maalesef detaylı bilgiye ulaşamamaktayız.[8]

Sarı Dede Menkıbeleri: Sarı dede ile ilgili olarak çeşitli rivayetler söylenmektedir.İlçemize bağlı Bekteş Köyünde yaşanıldığı rivayet edilen ve Milli Mücadele dönemini günümüze kadar getiren “Sarı Dede” efsanesi. Bu efsane, olayda adı geçen şahısların torunları ve köyün yaşlı kesimlerince günümüzde  bile hala anlatılmaktadır.

Konuyla ilgili olarak görüştüğümüz köyün yaşlıları;”Köy odalarının yaygın olduğu günlerde soğuk kış gecelerinde odaya toplanır,büyüklerimiz bizlere bu hikayeyi anlatır bizlerde yaşlı gözlerle dinlerdik.[9]

Artık ne köy odaları nede o güzel hikaye ve destanlar kaldı..” Gerçekten zamanla birlikte bir çok değerlerimizde kaybolup gitmiş.Sarı dede ile ilgili yaygın olarak anlatılan efsanelerden bir tanesi şöyledir;

Milli Kurtuluş Savaşının en hızlı olduğu,Türk Milletinin ateşten gömlek giyerek ölüm kalım savaşı verdiği o günlerde Çanakkale cephesinde adı henüz konulmamış bir destan yazılmaktadır. Yedi düvele karşı yoksul Türk askerinin süngülü mücadelesi…

Efsanemizin yukarıda anlattığımız gibi Türk tarihinde başlı başına bir destan olan Çanakkale cephesinde geçtiği söyleniyor.[10]

Çanakkale’de savaşın çok hızlı olduğu bir anda Türk siperleri düşman saldırısına uğrar. Bekteş köyünden Mehmet Çakmak’ın babası Yusuf Çakmak siperde yalnız kalmıştır ve yaralıdır.Yaşam ile ölüm arasında gidip gelen ve son anlarını yaşayan askeri birden nerden geldiği belli olamayan birisi kuvvetle kucakladığı gibi mermi yağmuru içersinden ateş hattının dışına çıkarır.Yaralarını sarar. Elleriyle su içirir. Kendisini kurtaran ve hiç görmediği bu meçhul askeri hayran hayran seyreden askere bu meçhul şahıs;”Gazan mübarek olsun gazi”der. Oda “Senin de  gazan mübarek olsun.Kimin ölüp kalacağı belli değil.Hakkını helala et” diye helallık ister. Kıyafeti bile değişik olan meçhul asker ise; “Benim buralarda daha işim çok.Ama sen köyüne döneceksin” diyerek köyden bazı kimseleri  tanıyıp tanımadığını sorar.Asker hayretler  içersindedir. Kendisi kadar köyünü çok iyi tanıyan bu yabancı da kimdir? Dayanamaz ;

“-Sende kimsin bizim köyü,onları nereden tanıyorsun? Ben seni bu güne kadar hiç görmedim ki..”der.

Yabancı,”Bende sizin köydenim. Bana Sarı Dede derler. Her Cuma Caminin bahçesine gelip başında dua ettiğin kabir var ya işte ben o kabrin içindeki Sarı Dedeyim. Der ve kaşla göz arasında gözden kaybolup gider. Savaşta yaralanan asker ise daha sonra köyüne döner ve ilk olarak Sarı Dede’yi ziyaret ederek hayır dua’da bulunur. Yakınlarına başından geçen olayı anlatarak bu mübarek zata saygıda kusur edilmemesi gerektiğini tembih eder.  Olayda adı geçen Sarı Dede’ye ait olduğu söylenen bu mezar yakın zamana kadar köyün Camisinin bahçesinde bulunmakta iken cami tadilatı sırasında cami bahçesinden çıkartılarak Caminin hemen karşısında bulunan bir vatandaşın evinin yanına yol kenarına nakledilir.Yine yakın zamana kadar mübarek günlerde ve adak törenlerinde devamlı adaklar kesilip Kur’an-ı Kerim okunurken günümüzde bu adetler hemen hemen unutulmuş durumdadır.   Menkıbede adı geçen Yusuf  Çakmak’ın sülalesine adı ise bugün “Sarılar” olarak geçmektedir.

Sarı Dede ile İlgili Halk İnançları: Sarı Ahmet Dede’nin mezarı çocuğu olmayanlar ve hastalığına şifa arayanlar tarafından ziyaret edilmektedir. Burada adanan adaklar kazanlarda pişirilerek halka dağıtılırdı. Yakın döneme kadar askere ve gurbete gidenler burasının ziyaret ederek duada bulunarak hacet dilenirdi. Bu gelenek günümüzde unutulmuş durumdadır.

 

ERENLER TEPESİ[11]

bekteş

Erenler, Köyün hemen  yukarısında  yükselen  bir  tepeciktir.  Aynı  zamanda  su  deposunun bulunduğu tepedir. Yazın kuraklığın baş gösterdiği mevsimlerde topluca yağmur  duasına  bu  tepeye  çıkılır.  Aynı  zamanda  köyün  eski  mezarlığı da  bu tepededir.  Bu  tepede  sade  dikdörtgen  şeklindeki  bir  taşla örtülü bir mezar vardır.   Bu  mezarın  Kırklardan   olduğu  söylenmekte  olup   Koçgazi   dede söylencesinde olduğu gibi kudret  toplarının  atıldığının  duyulmakta  olduğu,  köyün  yaşlıları bu mezar  hakkında  meydana  gelen  olayları  bizzat yaşamış yada babalarından rivayet edildiği şeklinde anlatmaktadırlar. Mezarın bir  ucu uçurumdur.  Adeta  köyün  yaşayan  tarihi  diye   nitelendirebileceğimiz  Kara dede  lakaplı,  Yusuf  Kara  ile  “Erenler  tepesi”  hakkında   saatlerce   sohbet etmiştik. (Bu  gün  aramızda  değil, kendisine  Allah’tan  rahmet diliyorum)

    Erenler Tepesi Menkıbeleri:     Milli  Mücadelenin o kara günlerinde Yunanlıların  Sandıklı’yı işgali  sırasında  Dutağaç köyü  girişindeki  kuyuların  olduğu yere  (Esegözü)  kadar ilerledikleri daha sonra bu tepeden kulakları sağır edecek kadar güçlü top seslerinden korkarak geriye çekildikleri anlatılmaktadır.

Yine  Kore ve Kıbrıs savaşlarında bu tepede  yatan  erenlerin Türk askerlerine yardıma gittikleri anlatılır. Köy  halkıyla yaptığımız sohbetlerde böyle  zamanlarda bu tepeden zaman  zaman top atışlarının yapıldığını ve top seslerinin herkesi korkuttuğunu anlatırlar.

Yukarda  bahsettiğimiz  “kara dede”  bu olaya  bizzat  şahit olduğunu ve çok korktuklarını ifade  etmektedir. Günümüzde  buna benzer olaylara  bizzat  şahit  olan  ve top seslerini duyduklarını belirten çok sayıda kişi vardır.  Yine  bu  tepede  yapılan  yağmur  duası  geleneği halen devam etmektedir.

Erenler tepesinin üstü düzlük bir tarafı ise uçurumdur. Uçurum mezardan itibaren  başlamaktadır.  Bekteş   köyünden   birisinin  on – beş  kadar  koyunu varmış. Koyunlarını bu civarda otlatan çoban, her gün sabah namazını burada kılar dua edermiş. Çoban  koyunlarının günden güne arttığını görünce çok şaşırmış. Onbeş  koyun  kısa sürede doksan koyuna kadar yükselmiş. Gönlü saf olan  çoban  bunun  erenlerin  bir hikmeti olduğunu anlamış anlamasına da bu durum diğer çobanların gözünden kaçmamış.Bir gün çobanlar toplanarak;

«Sen altın gömüsü mü buldun? Bizden niye saklıyorsun?» diyerek sıkıştırmaya  başlamışlar. Çaresiz  kalan çoban, her sabah namazı erenlerde kıldığını bu sebeple koyunlarının arttığını söylemek zorunda kalmış. Tabiki çobanlar buna gülüp geçmişler, inanmamışlar. Ertesi gün çoban yine sabah  namazını  kılmış duasını  etmiş.  Bu arada  koyunlar  uçuruma  yönelerek  birer birer  atlayarak gözden kaybolmuşlar. Çoban yine onbeş koyunuyla kalakalmış.

     Erenler Tepesi ile ilgili Halk İnançları:    Erenler  tepesinin  dedeli  olduğu köy halkı tarafından kabul edinilen bir gerçektir. Özellikle  saygısızlıkta  bulunanların, adab-ı muaşereye aykırı hareket edenlerin  çarpılacağı inancı bu gün bile  hakimdir. Halk arasında Cumayı akşamı olarak da bilinen Perşembe  günleri  tepeye  yakın  evlerin  kapılarının  zembireklerinin  tutmadığı,  örtülü  kapıların  kendiliğinden  açıldığı  çevrede  bulunan  ev sahipleri tarafından hala anlatılmaktadır. Bu  olgu  ile evliyanın, evlerini ziyaret ettikleri inancının hakim olması sebebiyle evlerin temiz tutulmasına özen gösterilmektedir.

 Göksu Dede: Kabri Sandıklı’ya bağlı Bekteş ile Dut ağaç köyünü birbirine bağlayan Göksu dede çeşmesi adı ile anılan  yerdedir. Anadolu’nun  Türkleşmesi için bu bölgenin fethinden önce Selçuklular  tarafından gönderilen bir gazi alperen olduğu rivayet edilmekte olup elimizde hayatı hakkında bilgi yoktur. Göksu Dede mezarı yakın dönemlere kadar ziyaret edilmekteydi.Günümüzde ise mezar kaybolup gitmiştir.Mezardan geriye sadece bir taş yığınıu kalmış olup adını taşıyan çeşme ise toprak altında kalmış vaziyettedir.

Göksu Dede Menkıbeleri: Bir evliya olduğu söylenen Göksu Dede’nin savaş zamanları kılıç kuşandığı ve zorda kalan askerlerimize yardıma gittiği anlatılır[12].

Kurtluş Savaşı yıllarında Sandıklı’yı işgal eden Yunanlılar Sandıklı çevresinde bulunan bazı köylere öncü birlikler çıkarır. Düşman askerleri Göksu Dede’ye yaklaştıklarında birden duraksarlar ve geldikleri istikamete deli gibi kaçışırlar. Kaçarlarken önlerine çıkan bir köylüyü tutarak bozuk bir Türkçe ile,yeşil kuşaklı, beyaz atlara binmiş süvarilerin nereden geldiğini sormuşlar. Köylü şaşkınlık ve korkudan bir kelime bile edememiş, süvarileri görünce de dili tutulmuş sanki. Süvarilerin yalın kılıç kendilerine doğru yaklaştıklarını gören düşman ekserleri  olanca güçleriyle kaçmaya devam etmişler. Bütün bu olanlardan nutku tutulan köylü birden önünde iri yarı ak sakallı, yeşil kuşaklı sarıklı, gök gözlü birisinin beyaz bir at üzerinde kendisine tebessümle baktığını görmüş ve heyecandan olsa gerek bayılıvermiş.

Köylü gözlerini açtığında kendisini Bekteş köyünün tekke odasında bulmuş. Herkes başına toplanıp hangi köyden olduğunu,buraya nasıl geldiğini sormuş. Köylü yaşadıklarını bir bir  anlatmış. Köyün yaşlıları anlatılan kişinin Göksu Dede olduğunu anlamışlar.

Göksu Dede İle İlgili Halk İnançları: Yakın zamana kadar yatır mübarek günlerde ziyaret edilerek dilek tutulurdu. Ayrıca Göksu Dede çeşmesi suyunun dertlere derman olduğuna inanılmaktaydı. Hasta olanlara buradan doldurulan su götürülerek şifa niyetine içirtilirdi. Bu uygulamanın terk edilmesi, mezar ve çeşmenin kaybolmasına neden olmuştur.

Buğlan Dede: Yeri Göksu Dede’nin yaklaşık 150 metre uzağındadır. Mezardan günümüze sadece bir alıç ağacı kalmıştır. Önceleri bir mezarın ve yanında bir pınarın olduğu rivayet edilmektedir. Burası genellikle çocuğu olmayanlar tarafından ziyaret edilmektedir. Günümüzde ziyaret şekli adak adama ve bez bağlama şeklindedir. Burada kesilen adak köyde pişirilerek çocuklara yedirilmektedir. Buraya bağlı ailelerin erkek çocuklarına Burhan ismini verdikleri gözlemlenmektedir.


[1] nekropol; toplu mezar. arkeolojik şehirlerde mezarlıkların ve toplu mezar yerlerinin bulunduğu bölgeye verilen isim. (Ölüler Şehri)

[2] Ali Osman Karakuş,Cumhuriyet Öncesi ve Sonrası Tarihte Sandıklı, Syf.34 Malatya 2008

[3] Süleyman Gönçer, Afyon Müze Müdürü,27.02.199 tarihli inceleme raporu

[4] Ali Osman Karakuş, Cumhuriyet Öncesi ve Sonrası Tarihte Sandıklı, Syf.62 Malatya 2008

[5] Anonim ,Meskun Yerler Kılavuzu, İçişleri Bakanlığı Yay.C.1,Syf.558 Ankara 1946

[6] İki Eren’in kardeş oldukları sadece rivayetlere dayanmakta olup ikisinin kardeş olduğuna dair elimizde hiçbir belge buna işaret eden kaynak yoktur. Zannımızca böyle anlaşılmasına sebep ikisinin adının da Sarı ile başlaması ve iki köyün birbirine olan yakınlığı olabilir.Yine tarihi belgeler ışığında kurulduğu günden bu güne Selçik Köyünün Alevi inanca sahip olduğunu bilmekteyiz.Halbuki adı Türkiye genelinde Bektaş olduğu halde aynı ismi taşıyan fakat alevi-Bektaşi  olmayan tek köydür.

[7] Erkek mezar taşı kitabelerinde mevtanın sosyal hayattaki statüsünü yansıtan, başlıklar ve semboller mezar taşı kitabelerine işlenmiştir.Sarı Dedenin türbesinde bulunan sarık kalenderi olduğunu göstermektedir.Aynı sarık tipli mezar taşı Yunus Emre ve Tapduk Emre’nin mezarlarında da bulunmaktadır.

[8] Bektaş Baba olarak da bilinir.Emir Sanduk’un komutanlarından olan Bektaş’ın bölgenin fethi sırasında burada şehit olduğu söylenmektedir.

[9] Bekteş Köyünden;Mehmet Çakmak,Yusuf Kara(Kara Dede) Yusuf Ünlü,Veli ÖZTAŞ

[10] Birinci Dünya,Çanakkale savaşlarında Bekteş köyünden resmi kaynaklara göre 14 şehit ismi belirtilmektedir.

[11] KK.Yusuf KARA-Yusuf ÜNLÜSOY-Mehmet ÇAKMAK

[12] K.K.Bekteş Köyünden Ahmet Kılınç

Kaynak:Ali Osman KARAKUŞ,Sandıklı Türbeleri ve Türbelerle Halk İnançları c.2 s.139-150 Sandıklı Belediyesi Yay.2013

Ali Osman Karakuş hakkında:
Ali Osman KARAKUŞ 1977 yılı kışında Sandıklı'da doğdu. İlkokulu Bekteş Köyünde, Liseyi ise Sandıklı Lisesinde okudu. Yayın hayatına şiirle ilkokul sıralarında başladı. Şiirlerinde Ozan Çulsuz mahlasını kullanmaktadır. Türk Yurdu, Türk Yurtları, Türk Edebiyatı, Yesevi, Sevgi Yolu, Gülpınar,Ozanca,Beldemiz Afyon,Dört Mevsim Sandıklı, Pankobirlik gibi dergilerde şiir ve araştırma yazıları yayınlandı. Bunun yanı sıra uzun yıllar çeşitli yerel radyolarda sunuculuk ve kültürel proğram yapımcılığı yaptı. Yerel araştımalara ağırlık veren yazarın araştırma ve şiirleri, Sandıklı Yurt Sesi, Sandıklı Sesi, Sandıklı Yıldızı, Sandıklı Termal gazetelerinde yazı dizisi olarak yayımlandı. Şairlik yönü ağır basan yazar değişik antolojilerde de yer almıştır. Bunlardan bazıları şöyledir, Türkiye Ozanlar Antolojisi, Afyonkarahisarlı Halk Ozanları Antolojisi, Ozanlar Güldeste, Ozanlar Duygu Seli, Anonim Üç, Çam sakızı Çoban Armağanı. Sandıklı araştırmaları konusunda çeşitli komisyonlarda görev almıştır. Yayınlanmış Ortak çalışmaları: Yakamoz (Şiir) Geçmiş Zaman Olur ki Fotoğraflarla Sandıklı cilt.1 Geçmiş Zaman Olur ki Fotoğraflarla Sandıklı cilt.2 Gün Olur Asra Bedel Sandıklı Kilimleri Yazarın yayınlanmış diğer serleri ise şöyledir; -Elif (Şiir) -Cumhuriyet Öncesi ve Sonrası Tarihte Sandıklı -Sandıklı Folkorundan Damlalar Cilt.1 -Şifalı Frigyanın İncisi Hüdai Kaplıcaları -Oku Beni Yaz Beni / Şehitler Destanı -Yunus Emre Türbesi -Sandıklı Ulu Cami -Tarihi Sandıklı Hisarı -Hüdai Kaplıcaları -Akdağ Tabiat Parkı -Sandıklı Türbeleri ve Türbelerle ilgili Halk İnançları Cilt.1 -Dediler ki Vatan Sağolsun, Sandıklı'lı Şehitlerimiz. Araştırma çalışmaları devam eden yazar çeşitli bilimsel toplantılarda Sandıklı ile ilgili bildiriler sunmuştur. 2011 yılında yapılan Sandıklı Araştırmaları Sempozyumunda düzenleme kurulu üyeliğini de yapan yazar,“Sandıklı Türbeleri ve Halk Kültürüne Etkileri” isimli bir bildiri sunmuş olup sempozyum bildirileri Ege Üniversitesi tarafından aynı isimle kitaplaştırılmıştır. Yazarın hazırlığı tamamlanmış baskıya hazır eserleri ise şöyledir; -Geçmiş Zaman olur ki Fotoğraflarla Sandıklı Cilt.3 (Komisyon) -Şeyh Safa Hayatı ve Divanı -Sandıklı Türbeleri ve Türbelerle İlgili Halk İnançları Cilt.3 -Sandıklı Yöresinde Mani Söyleme Geleneği ve Sandıklı Halk Manileri -Sandıklı Efsaneleri -Sandıklı ve Çevresinde Masal Söyleme Geleneği ve Sandıklı Masalları -Sandıklı Folklorundan Damlalar-2 -Gurbette Yalnız bir Şair, Sandıklı'lı Fikri -Sandıklı'lı Şair ve Yazarlar Antolojisi -Sandıklı ve Çevresinde Eğlence Kültürü (Çocuk ve Yetişkin Oyunları) -Sandıklı ve Çevresinde Köy Odası Geleneği -Han Buyruğu (Şiir) -Zemheride Açan Çiğdem (Şiir) -Köyden Şehre Mektuplar (Şiir) -Sandıklı'da Sporun Dünü Bu günü -Kaybolan Değerlerimiz -Sandıklı Halkevi Kuruluş ve Faaliyetleri -Şiirlerle Sandıklı Antolojisi -Hikayeli Sandıklı Türküleri ve Yeni Türkü Derlemeleri Araştırması devam eden çalışmaları: -Sandıklı ve Çevresinde Halk Hekimliği ve uygulamaları -Tarih ve Folklor Açısından Kasaba ve Köylerimiz / -Sandıklı'da Kitabeli Yapılar ve Sandıklı Kitabeleri -Sandıklı ve Çevresinde Halk İnançları ve Uygulamaları -Meşhur Lakaplar ve Hikayeleri -Sandıklı Sözlüğü gibi araştırma çalışmaları devam etmektedir. Araştırmaya olan merakı ile ortaokul sıralarında Osmanlı Türkçesini öğrendi. Öğrenim hayatına ise Anadolu Üniversitesi Tarih Fakülte- sinde devam etmekte olan yazar halen Dinar Pancar Ekicileri Kooperatifi Sandıklı Satış Mağazasında görevli olup evli ve üç çocuk babasıdır.

Cevap Yazın

Doğrulama Sorusunu Cevaplayınız. * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

sikiş
Blue And Black WP Theme