KUSSAR KRALLIĞI
07 Aralık 2012
18:53
4075 Kez Okundu

KUSSAR KRALLIĞI

    Bakır çağında Türk göç dalgalarının da çoğalması ile birlikte ortaya çıkan siyasi karışık-lıklar hemen hemen her bölgede derebeyler (Eti) türedi. Bunun neticesi olarak Anadolu’da yüzlerce derebeyliğe bölündü.Bu karışıklıklar neticesinde derebeylikler Eti ırkından olan ve Mezopotamya’da kurulan Sümerleri,Asur Krallığını tanımadılar.

Bununla ilgili olarak Asur Kralı 3.Sargon’un yerine geçen Asur Kralı Naransin zamanında yazılmış bir çivi yazılı pişmiş topraktan yapılmış levhacıkta (tablette)  Anadolu’da  başkal-dıranların  Başbuğu  olarak  bir Kraldan bahsedilmektedir.  Bu Kralın KURSORA’lı  (Eti) Kralı PAMBA  olduğu  belirtilmektedir. Kral  PAMBA’nın  önderliğinde  Anadolu’daki  on  yedi derebeylik  bir  çatı  altında  birleşerek Asur Kralı  NARAMSİN’e  başkaldırdılar.

Kurulan bu birlikle baş edemeyen Asur Kralı NARAMSİN, onlarla bir dostluk antlaşması yapmak zorunda kalır. Bunun neticesi olarak M.Ö.2607 yılında KURSORA Kralı PAMBA ile antlaştı.Bu yazılıtabletle ilgili olarak konuyu biraz daha açacak olursak ; Bilindiği gibi Anadolu’da yazı (çivi yazısı veya hiyeroğlif ) ancak M.Ö. 2000 yıllarında girmiştir.Bu tarihe gelinceye kadar hiç  bir  bilgi  yoktur.

Fakat  M.Ö. 2000  yıllarında Yozgat ili, Boğazköy (eski HATOŞAŞ) ta ortaya çıkarılan tabletlerde M.Ö.1905 yıllarında bir defa daha bu KUSSAR  Krallığından söz  edilmekte olduğu görülmektedir.

Bu  tabletlerde  içerik  olarak;  KUSSAR Kralı ANİTTA ve babası NİCANAS tarafından alınan şehirlerden bahsetmektedir.

KUSSAR  Kralı PİCANAS krallığı’nı  Orta Anadolu’ya  doğru genişletirken  Kızılırmak kenarında Muradlı Höyük mevkiinde olduğu belirtilen  NİSSA kralının ülkesini zaptederek  KUSSAR Krallığının başkentini oraya taşımıştır. M.Ö. 2000 yıllarında  NİSSA’da oturan oğlu ANİTTA  ise daha  Doğu’ya doğru  ülkesini  genişletti. BuradaHATOŞAŞ ‘ı (Yozgat-Boğazköy)  ortadan  kaldırdı. HATOŞAŞ’ı yıkarak yerle bir etti.Üstelik HATOŞAŞ şehrini,bir daha kurmamaları için  çocuklarına  vasiyet  ederek  yasakladı. Daha sonraki yıllarda ise oğulları,babaları ANİTTA’nın yasağını çiğneyerek daha doğuda bazı  yerleri  kazanınca  korunması ve savunması daha kolay olan HATOŞAŞ’ı yeniden yaparak,üstelik kurmuş oldukları imparatorluğun başkenti yaptılar.

     KUSSAR  Krallıklarının  imparatorluğa  dönüşmesi  M.Ö. 2000 yıllarında Bakır çağının  kapanması  ve  Tunç  çağının  açılmasına rastlamaktadır.  Tunç  çağıyla  birlikte  tarih  sahnesinde  büyük rol oynayan  KUSSAR  Kralları  elde  etmiş  oldukları  tunç   silahlarla

bölgelerinde bulunan derebeylikleri  birer birer hakimiyetleri altına alarak imparatorluklarını kurmuşlardır.

KUSSAR Krallığı’nın yeri hakkında yakın bir zamana kadar kesin bir bilgi yokken,ilçemize  bağlı, 13 kilometre  mesafede  bulunan  Kusura Kasabasında yapılan kazılarsonucu KUSSAR Krallığı’nın burada olduğu kanısına varılmaktadır.  Bir  çok  yer  isimlerinin  günümüze  kadar  gelmesi bu kanıyı oldukça güçlendirmektedir.

KUSURA  köy isminin KUSSAR veya KURSORA  yerini göstermesi olağan karşılanmalıdır.KUSURA,ilçemizde bulunan diğer köy Isimleri  gibi   Türkçe  bir  isim  değildir.  Tarihi  inceleme  açısından köyün  ismi  büyük  bir dayanak değildir elbette. Büyük bir krallığın oturduğu, Eti Uygarlığı’nın Başkenti olan ve M.Ö. 2700-2000 yılları arası uygarlığının eserlerini (Bakır Çağı) bol miktarda içinde saklamış olması gerekmektedir.Bu özellik KUSURA HÖYÜK kazılarında yarım kalmasına rağmen oldukça fazladır. KUSURA HÖYÜK kazıları  İngiltere  OXFORD Üniversitesi  adına arkeolog Miss Winifred LAMB tarafından 1935,1936,1937 yıllarında  üç kez yaz  aylarında inceleme kazısı yapılmıştır.Bu kazılarda ;

(A) Kalkolitik Çağı  (B) Bakır Çağı (C)  Eti  Çağları  olmak üzere üç kat bulunmuştur. Üç katın  incelendiği  KUSURA  HÖYÜĞÜ  14,50 metre yüksekliğindedir. KUSURA HÖYÜK kazılarında o dönemlere ait  yazılı  bir  tabletin  bulunma  olasılığı  olmasına  rağmen,höyük inceleme kazılarının 2.Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla  birlikte yarım kalması   sebebiyle  bir sonuca  varılamamıştır. Buna  rağmen  oldukça verimli  bir  kazı  olmuş, buradan  çıkan  üç  döneme  ait  parçalar  Afyonkarahisar  Arkeoloji müze’ sinde  KUSURA SALONU  adı ile 11vitrinde     sergilenmekte olup   bunun   8  vitrini Bakır   Çağı  eserlerini içermektedir.

İlimiz   Afyonkarahisar’da  daha  bir çok site (köy) kurulmuş olup bu başarılar  KUSSAR’lı  sülaleden  olan  2. TUTAL’ ya tarafından sağlanmıştır.
Kısaca diyebiliriz ki; KUSURA Eti çağının ünlü başkenti ve kendi halkı tarafından kurulmuş bir şehirdir.Tam yeri olarak ise KUSURA HÖYÜK  ile  Kumalar  Dağı’nda  bulunan kalesi arasında ve dağın eteğindedir. KUSSAR Krallığı’nın kalesi bugün tam olarak nerededir kesin olarak bilinmemektedir.

Bu ve bunun gibi  soruların cevabı elbetteki burada yarım kalmış kazıların devam ettirilmesi ve esaslı bir araştırma yapılması sonucunda ortaya çıkacaktır.

KUSURA HÖYÜK KAZILARI

   Kusura  kasabası içindeki höyükte yapılan kazılarda bulunan bir ren geyiği boynuzundan bu ilk Kusuralıların nerden geldiği hakkında bilgi vermektedir. Bataklık çevresinde çobanlık eden, av bulabilirse  avlanan  bu  dönemin  insanları  cilalı taş devri geleneklerine göre sert taşlardan yaptıkları baltalar,topuzlar ile çakmak taşından yaptıkları  bıçak, testereve  mızrak  ucu  gibi taş araçlar,kemikten yaptıkları iğneleri,geyik boynuzundan yaptıkları topuzları,baltalar kullandıkları görülmektedir. Kalkotik çağı dönemine yerleşim  merkezi   olan Kusura (Doğansu) Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinden birisidir.

   Tarihi bilgilere göre  Hititlerin  ataları  Kussarlıdır. Bugün  Afyon Müzesinde  sergilenen  eserlerin çoğu Kusura höyüğü’nden çıkarılan  tarihi  eserlerde  meydana gelmektedir. Günümüzden 7000 yıl öncesine ait bakır çağının özellikleride burada görülmektedir.

Araştırması  yarıda kalan Kusura  Höyüğü araştırma yapacak bilim adamları  sayesinde  bitirilerek  tarihi bulgularında netleşmesi sağlanmış olacaktır. Bu özellikle Sandıklı’nın tarihine ışık tutacaktır.

Yaklaşık olarak M.Ö.4000 nci yılda yaşayan bu devre insanların çakmak taşı ve  obsidiyenden  aletlerle az sayıda bakırdan iğneler, deliciler kullandığı görülür. Mimarı kalıntıların en önemlileri  3 tarafı sert  kerpiç  ile  çevrelenmiş  yuvarlak  ocaklardır. Kullanılan çanak çömlek  el  yapısı kaba parçalardır. Kusura’ya ikinci yerleşme M.Ö.

3000 ‘li yıllarına rastlamaktadır. Bu devrede  ise esas malzeme yapısı kerpiçtir. Temel  yapımlarında  bazen  taşta  kullanıldığı  görülmüştür.

Kerpiç duvarların iç yüzeyi beyaz sıva ile kaplıdır. Oda tabanları ise dövülmüş kildendir. Odalar küçük dikdörtgen ve planlıdır. Ocaklar  ve çöp çukurları oldukça yaygındır. Bu  dönemin  sonuna doğru  ise el yapısı kaba çanak çömleğin yanı sıra çark   yapısı   çanak   ve çömleklerde ortaya çıkmaktadır.

Kusura  Kasabası’ndaki son yerleşme ise  M.Ö.4 ve 5.bin yılları arasındadır. Bu dönemde şehrin birbirine parallel 1 metre yüksekliğinde sur duvarları ile çevrili  olduğu  görülmüştür. Şehri  çevreleyen  sur duvarları planlı dikdörtgen şekilde olup kulelerle desteklenmiştir.

Bu dönemde ise  taşın inşaat malzemesi olarak önemi artmış ve ev  temelleri  ile  duvarları  belirli bir yüksekliğe kadar taştan yapılmaya başlanmıştır.

Duvarların iç yüzeyleri  beyaz  sıvalı  dış yüzeyleri ise kerpiç ile kaplıdır.  Kusura üç  yerleşme döneminde küçük buluntular açısından oldukça zengindir. Çeşitli  insan  ve  hayvan figürleri kemikten yapılmış  aletler, renkli  ağır şaklar,madeni iğneler,süs eşyaları, taş

aletler ve  ağırlıklar gibi buluntular Kussar halkının dini inançları ve sosyo-kültürel hayatı hakkında aydınlatıcı bilgiler vermektedir.    Höyük’ün eteklerinde bulunan mezarlık ise genellikle küp mezarlıklardan oluşmaktadır.

Bunun yanısıra büyük taşlardan yapılmış mezarlar ile birlikte bir tanede çukur mezar bulunmuştur.Ölen kimse  doğu-batı yönüne yerleştirilir.    Bu tür küp mezarlarda ölünün tüm gövdesi ve başının küpün içersinde kaldığı ve küpün ağzının seramik bir kapla kapatıldığı görülmüştür.   Buradaki  mezarlarda  ölü  ile  birlikte gömülmüş şahsi eşyası ile çeşitli hediyelerin bulunduğu fakat bu hediyelerin genellikle zengin olmadığı ve yöresel  çanak-çömlekten ibaret olduğu kazılar sonucunda anlaşılmaktadır.

Kaynak:Ali Osman KARAKUŞ, Cumhuriyet Öncesi ve Sonrası Tarihte Sandıklı,s.20-23 Malatya 2008

Ali Osman Karakuş hakkında:
Ali Osman KARAKUŞ 1977 yılı kışında Sandıklı'da doğdu. İlkokulu Bekteş Köyünde, Liseyi ise Sandıklı Lisesinde okudu. Yayın hayatına şiirle ilkokul sıralarında başladı. Şiirlerinde Ozan Çulsuz mahlasını kullanmaktadır. Türk Yurdu, Türk Yurtları, Türk Edebiyatı, Yesevi, Sevgi Yolu, Gülpınar,Ozanca,Beldemiz Afyon,Dört Mevsim Sandıklı, Pankobirlik gibi dergilerde şiir ve araştırma yazıları yayınlandı. Bunun yanı sıra uzun yıllar çeşitli yerel radyolarda sunuculuk ve kültürel proğram yapımcılığı yaptı. Yerel araştımalara ağırlık veren yazarın araştırma ve şiirleri, Sandıklı Yurt Sesi, Sandıklı Sesi, Sandıklı Yıldızı, Sandıklı Termal gazetelerinde yazı dizisi olarak yayımlandı. Şairlik yönü ağır basan yazar değişik antolojilerde de yer almıştır. Bunlardan bazıları şöyledir, Türkiye Ozanlar Antolojisi, Afyonkarahisarlı Halk Ozanları Antolojisi, Ozanlar Güldeste, Ozanlar Duygu Seli, Anonim Üç, Çam sakızı Çoban Armağanı. Sandıklı araştırmaları konusunda çeşitli komisyonlarda görev almıştır. Yayınlanmış Ortak çalışmaları: Yakamoz (Şiir) Geçmiş Zaman Olur ki Fotoğraflarla Sandıklı cilt.1 Geçmiş Zaman Olur ki Fotoğraflarla Sandıklı cilt.2 Gün Olur Asra Bedel Sandıklı Kilimleri Yazarın yayınlanmış diğer serleri ise şöyledir; -Elif (Şiir) -Cumhuriyet Öncesi ve Sonrası Tarihte Sandıklı -Sandıklı Folkorundan Damlalar Cilt.1 -Şifalı Frigyanın İncisi Hüdai Kaplıcaları -Oku Beni Yaz Beni / Şehitler Destanı -Yunus Emre Türbesi -Sandıklı Ulu Cami -Tarihi Sandıklı Hisarı -Hüdai Kaplıcaları -Akdağ Tabiat Parkı -Sandıklı Türbeleri ve Türbelerle ilgili Halk İnançları Cilt.1 -Dediler ki Vatan Sağolsun, Sandıklı'lı Şehitlerimiz. Araştırma çalışmaları devam eden yazar çeşitli bilimsel toplantılarda Sandıklı ile ilgili bildiriler sunmuştur. 2011 yılında yapılan Sandıklı Araştırmaları Sempozyumunda düzenleme kurulu üyeliğini de yapan yazar,“Sandıklı Türbeleri ve Halk Kültürüne Etkileri” isimli bir bildiri sunmuş olup sempozyum bildirileri Ege Üniversitesi tarafından aynı isimle kitaplaştırılmıştır. Yazarın hazırlığı tamamlanmış baskıya hazır eserleri ise şöyledir; -Geçmiş Zaman olur ki Fotoğraflarla Sandıklı Cilt.3 (Komisyon) -Şeyh Safa Hayatı ve Divanı -Sandıklı Türbeleri ve Türbelerle İlgili Halk İnançları Cilt.3 -Sandıklı Yöresinde Mani Söyleme Geleneği ve Sandıklı Halk Manileri -Sandıklı Efsaneleri -Sandıklı ve Çevresinde Masal Söyleme Geleneği ve Sandıklı Masalları -Sandıklı Folklorundan Damlalar-2 -Gurbette Yalnız bir Şair, Sandıklı'lı Fikri -Sandıklı'lı Şair ve Yazarlar Antolojisi -Sandıklı ve Çevresinde Eğlence Kültürü (Çocuk ve Yetişkin Oyunları) -Sandıklı ve Çevresinde Köy Odası Geleneği -Han Buyruğu (Şiir) -Zemheride Açan Çiğdem (Şiir) -Köyden Şehre Mektuplar (Şiir) -Sandıklı'da Sporun Dünü Bu günü -Kaybolan Değerlerimiz -Sandıklı Halkevi Kuruluş ve Faaliyetleri -Şiirlerle Sandıklı Antolojisi -Hikayeli Sandıklı Türküleri ve Yeni Türkü Derlemeleri Araştırması devam eden çalışmaları: -Sandıklı ve Çevresinde Halk Hekimliği ve uygulamaları -Tarih ve Folklor Açısından Kasaba ve Köylerimiz / -Sandıklı'da Kitabeli Yapılar ve Sandıklı Kitabeleri -Sandıklı ve Çevresinde Halk İnançları ve Uygulamaları -Meşhur Lakaplar ve Hikayeleri -Sandıklı Sözlüğü gibi araştırma çalışmaları devam etmektedir. Araştırmaya olan merakı ile ortaokul sıralarında Osmanlı Türkçesini öğrendi. Öğrenim hayatına ise Anadolu Üniversitesi Tarih Fakülte- sinde devam etmekte olan yazar halen Dinar Pancar Ekicileri Kooperatifi Sandıklı Satış Mağazasında görevli olup evli ve üç çocuk babasıdır.

Cevap Yazın

Doğrulama Sorusunu Cevaplayınız. * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Blue And Black WP Theme
İstanbul escort