MACAR BEYOĞLU HÜSEYİN OLAYI 1870
13 Şubat 2013
11:17
1316 Kez Okundu

 

MACAR BEYOĞLU HÜSEYİN OLAYI–1870

            Başbakanlık Osmanlı Arşivleri Genel Müdürlüğü’nde bulunan bu belgeyi günümüz Türkçesine çevirerek okurlarımıza sunmak istiyorum:

 

macar

 

Başbakanlık Osmanlı Arşivi Genel Müdürlüğü’nde İ.MVL.00559 Nolu belge

 

 

Bundan 143 yıl önce 1870 yılında yaşanan bir cinayet üzerine Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde yer alan bir soruşturma belgesini takdim etmek istiyorum. 1991 yılına kadar ilçemize bağlı olan Kozluca Köyü’nde Macar Beyoğlu Hüseyin, Ummahan ile evlenmiş, bir çocuğu olmuştur. Kayınpederi Kozluca Köyü’nün imamı ve aynı zamanda muhtarı olan Mahmut Efendi’dir. Çocuk 6 aylıkken annesi ölür. Macar Beyoğlu Hüseyin hemen küçük baldızı Ayşe’yi çeşmeden gelirken yolda kaçırır. Olayı duyan Mahmut Efendi ve çevresinde bulunanlar Macaroğlu ’nu takip ederler. Macaroğlu Hüseyin ve kardeşi Mehmet kendilerini takip edenlere silahla ateş eder ve Mahmut Efendi yaralanır, daha sonra ölür. Macaroğlu Hüseyin eşini ve çocuğunu alarak Uşak taraflarına kaçar. Dört yıl sonra köyüne döndüğünde bir baskınla yakalanır, Sandıklı Mahkemesi’nde ifadesi alır. İşte bu olayın ilk soruşturma tutanağını bazı kelimelerin Türkçelerini parantez içinde sunarak veriyorum. Olayın seyri sanık ve tanıkların ifadeleri ile daha güzel anlaşılacaktır.

Aynı zamanda o dönemde yapılan bir yargılamada sorular (S), verilen cevaplar (C) olarak satır başlarında gösterilmiştir. Belgede adı geçen kişilerin künye ve parmak izleri dikkat çekicidir.

Bu belge Başbakanlık Osmanlı Arşivi Genel Müdürlüğü’nde Fon MVL Dosya 746 Gömlek 3 Tarih 29.Rebiul evvel.1283 (M.11.Ağustos.1866-Cumartesi) Sandıklı kazasına tabi Kozluca karyesi ahalisinden olan ve katledilen Mahmud ‘un katili Macar oğlu Hüseyin’in muhakemesine dair mazbata (2. Anadolu Katil Sirkat) kayıtlıdır.

Üstte sunduğum söz konusu BOA belgesinin transkripsiyonu:

Sandıklı Kazasına tabi Kozluca Karyesinde maktulen (öldürülerek) vefat etmiş olan karye-i mezkûrun (adı geçen köyün) imamı Mahmut Efendi’nin veresesinin istidası  (dilekçesi) üzerine, yine karye-i mezkûr ahalilerinden Macar oğlu Hüseyin nam şahsı derdest olunup (yakalanmış), zaptiye-i terfiken taht-el hıfzı irsal kılındığı ( güvenlik güçleri elinde gönderildiği), varis-i merkumlar (adı geçen vereselerin) dahi on güne kadar gelecekleri beyan ve ifade olunmuş, olmakla merkum Hüseyin’in istintakına (sorgulama) mübeyyin varakadır (açıklayan belge). 30.Zilhicce.86 (H.1286/M.2.Nisan.1870-Cumartesi)

 

Kozluca Karyesinden (Köyü) Macar Oğlu Hüseyin’in istintakı (sorgusu)

S. Senin adın nedir?  Neredensin? Kim oğlu derler?

C.Benim adım Hüseyin. Sandıklı kazasının Kozluca Karyesindenim. Macar oğlu derler.

S. Sanatın nedir?

C. Rençperlik (çiftçilik) ederim.

S. Bu Mahmut Efendi kaç sene oldu fevt (ölüm) olalı?

C. Yetmiş dört senesinde fevt oldu.(H.1274/ M.1863)

S. Nasıl öldürdünüz bu Mahmut Efendi’yi?

C. Bu Mahmut Efendi’nin mukaddem (önce) bende bir kerimesi (kızı) Ummahan var idi. Emir-i ilahi ile vefat etti. Altı aylık elinde bir oğlan çocuğu kaldı. Bunun üzerine baldızım Ayşe’yi aldım. Alçılı (Elçili) oğullarının yanına götürdüm. Nikâh ettirdim. Bunun için karındaşım Mehmet bu Mahmut Efendi ile münazaa (kavga) etmişler. Birbirlerine tüfenk endahtın (silah çekerek) ederek Mahmut Efendi’ye isabet etmiş. Telef olmuş. Bu sözü on beş gün sonra duydum.

(NOT: Alçı içi denilen yer; Yavaşlar, Hocalar, Çepni, Ahurhisar, Dola Köy ve çevresine verilen genel addır. Bu bölge Osmanlı arşivlerinde Elçi Nahiyesi olarak kayıtlıdır.  HH.)

S. Sonra nasıl oldu?

C. Alçılı oğulları bana dedi ki: Var Allah belanı versin. Şu kızı götür de hanenize bırak. Karındaşım filana urmuş (vurmuş) demesin de, gözükme karındaşın bana lazım. Gönder de yanıma alacağım dedi. Seni öteki birini sıktırmış olsa karındaşım vurdu, dersin deyu beni def’ etti. Kimseye deme deyu tenbiye ettiler.

S. Alçılı uşakları seni def’ ettiği vakit nereye gittiğin idi, söyle.

C. Korkumdan Uşak Kazasında Umurcalı karyesine vardım. Oradan geçtim. Tokmak (?) kazasında haymanişin (çadırda yaşayan) Harmandalı aşiretinden Hacı Mahmut Oğlu Mestan Çavuş’un yanında altı mah (ay) durdum. Oradan Adalı ovasında Harmandalı aşiretinden Çalıcı oğlu Hacı Mehmet’in yanında altı mah durdum. Sonra beş-altı sene o civarlarda amelelik ettim, gezdim.

S. Bu keşt-ü gizâr (gezdiğin) ettiğin yerlerde karındaşın da beraber mi idi, cevap ver.

C. Yok idi, ben yalınız keşt-ü gizâr ettim. Karındaşımın nerelerde gezdiğini bildiğim yok

S. Karındaşın Mehmet nerelerde gezerdi, doğruyu söyle, seninle beraber gezer imiş.

C. Onun nerelerde gezdiğini bildiğim yok. Bilmiş olsam söylerim. Fakat bu iş böyle olduğu için ben havfımdan (korku) karar ettim.

S. Geçen sene nerelerde birleştiniz?

C. Ben haneme geldim. Karındaşım Mehmet te geldi. Derken Sandıklı’dan baskın geldi. Karındaşımı telef ettiler (öldürdüler). Ben de firar ettim.

S. Nereye firar ettin ise söyle.

C. On beş gün kadar köyün etrafında gezdim. Sonra kaynım olacak İmamoğlu Ahmet ile Sandıklı’ya geldim. Teslim oldum. Orada hapis oldum. Murafaa olduk. (Murafaa: yüzleşerek muhakeme edilmek) Orada ibralaştık. (temize çıkmak, kurtulmak)

S. Ne vakit murafaa oldunuz, nasıl ibralaştın?

C. Şimdi bu müdürün zamanında ibralaştık. İlâm aldım.

S. Şimdi seni niçin tutup gönderdiler?

C. Yeniden davacı oldular. Beni derdest (yakalamak) ettiler, buraya getirdiler.

S. Karındaşın Alçılı Oğullarının yanında ne kadar durdu?

C. Durmadı, şurada burada keşt-ü gizâr etti.

S. Molla Mahmut’u nasıl öldürdünüz?

C. Ben urmadım (vurmadım.) Karındaşım Mehmet vurmuş. Nasıl urduğunu bildiğim yok. Görenler var, öyle diyorlar.

S. Görenler kimdir? Karındaşın urduğunu nasıl görmüşler?

C. Nasıl gördüklerini bildiğim yok. Bizim köylüler katil karındaşındır, diyorlar.

S. Sen de beraber imiş siniz. İkiniz urmuşsunuz, doğru söyle.

C. Ben kızı aldım. Elçili Oğullarının yanına gittim.  Karındaşım urmuş.

S. Bu senin kaçırdığın Mahmut Efendi’nin kızından çocuğun var mı sende?

C. İki kız evladım var. Halen kız benim nikâhımda. Sandıklı’ya gelirken beraber geldik, idi.

S. Şimdi böyle senin nikâhın altında bulunan kız da davacı mı senden?

C.Sandıklı’da mecliste dikildi durdu, amma davacı olup olmadığını bildiğim yok.

S. Gel şunun doğrusunu söyle de, bir çare ki, bakalım. Bu işi siz iki karındaş tutmuşsanız gelip ispat edecekler.

C. Hayır ben yok idim. Nasıl karındaşım etmiş, ben de var, deyu ispat ederler ise cezama razı olurum.

S. Hüseyin, bu Mahmut Efendi’yi katl eden sen imişsin? Doğru söyle, Yalan söyleme, Bunda inkâra mecal kalmadı.

C. Görmedim, nasıl olduğuna haberim yok.

S: Medhalin (girilecek taraf) yok ta birkaç senedir ne için kaçtın, gezdin?

C. Karındaşım Mehmet ile geçmedi, onun yerine beni hapis ederler deyu havf ettim (korktum), kaçtım.

S. Bu Mahmut Efendi’yi karındaşın mı öldürdü?

C. Birbirine tüfenk atmış (etmiş) öldürmüş dediler, duydum, kaçtım.

S. Doğru söyle telef ederken berabermişsiniz. Sen de tüfenk etmişsin.

C. Beraber değil idim. Görmedim, tüfenk falan atmadım.

S. Bunda saklayacak yeri yok. Bu işi Sandıklı kazası bilir. Doğru söyleme ile işin yoluna girer. Nasıl oldu ise doğru söyle. Bir çare ki, bakalım.

C. Ben yok idim Gören bilen var ise, gelip haber versin. Cezama razı olurum.

Parmak – Macar Beyoğlu Hüseyin

 

Kozlucalı müteveffa Mahmut Efendi’nin kerimesi (kızı) Ayşe’nin istintakı (sorgusu):

S. Ayşe sizin köylü Macar oğlu Hüseyin seni kaldırdı (kaçırdı), ne veçhile oldu ise söyle.

C. Yetmiş dört senesinde bir gün, karyemize yirmi dönüm miktarı (400 m) çayın zahire yıkamadan yanımda validem ile diğer iki kız karındaşlarımız dördümüz beraber gelirken, köyün önünde bu Macar oğlu Hüseyin, karındaşı Mehmet’in omuzlarında tüfenk, bellerinde tabanca, bıçak var. Valideme kız karındaşımı darb ederek (vurup), beni cebren (zorla) sürüyüp dağa doğru götürürken, pederim Mahmut Efendi’ye validem, kız karındaşlarım haber vermişler. Pederim de hemen kalkıp dört beş komşu ile arkamızdan dağa doğru geldiğinde “ayıp falan” demiş. Üzerine bu Macar Oğlunun Hüseyin ve Mehmet yedlerinde (elinde) bulunan kurşun tüfenklerini gösterdiler. Komşularımız geri durdular. Pederim üzerimize doğru geldiğinde bunlar hemen ikisi birden mezkûr tüfenklerini endahta (silah çekmek) ederek Hüseyin’in tüfenkinden çıkan kurşunlar pederimin sol koltuğu altından, memenin yanından ve Mehmet’in tüfenkinden çıkan kurşun sol ayağının diz kapağına isabetle orada mecruha kılarak (yaraladı)  beni aldılar, dağa götürdüler. Yirmi beş gün kadar gezdirdiler. On altı günden sonra pederim vefat etmiş, ol vakit salıyu-verdiler. (bıraktılar)

S. Ayşe, bu Macar oğlu Hüseyin seni gitti mi (gittiği zaman) “nikâh ettirdim” deyu. Öyle bir tarafta nikâh ettirdi mi, ettirdi ise doğru söyle.

C. Hayır hiçbir tarafta öyle nikâh falan ettirmedi. Hemen öyle gezdirdi.

S. Senden iki tane kız çocuğu olmuş. Sen de “ben bununla yirmi beş gün gezdim” diyorsun, sonra nasıl götürdü ise söyle.

C. İptida (ilk) yirmi beş gün gezdirdi, dedim. Vakıa yirmi beş gün gezdirdi böyle. Babamı öldürdüklerinden dört sene kaçak oldular. Dört seneden sonra geldiler, beni gene cebren kaldırdılar. Dağlarda Aydın tarafında, kırlarda, şurada burada dört sene gezdirdi. Nikâhsız kız çocukları öyle oldu. Sonra karyemize beni getirdiler, kendileri de beraber. Sandıklı Kazasına da duyulmuş. Baskın ettiler. Mehmet telef oldu (öldü). Hüseyin gene kaçtı. Bir seneden sonra geldi. Derdest ettiler (yakalandı), buraya getirdiler. Şimdi dava ediyorum. Kanımın yerine kan isterim. Irzımı da isterim, davacıyım. (Babasının kan parası ve nikâh bedeli için şikâyetçiyim)

S. Bu iki kız çocukları Hüseyin’den mi oldu? Yoksa Mehmet’ten mi oldu?

C. Mehmet ilişmedi, Hüseyin’den oldu.

S. Senin başka karındaşların var mı?

C. Şimdi burada cümlemizin vekili büyük karındaşım Ahmet ve biri Süleyman, kız karındaşım Fatıma, diğeri Ümmü, diğeri Döne, diğeri Fatıma dört kız karındaş bir de ben beş, iki de oğlan karındaşım var. Cümlemiz yedi karındaş, bir de validem Ümmi var. Evdeki validem Ayşe, bunlar var. Başka yok. Dokuz varis olduğumuz halde davacıyız.

Ayşe, Mahmut Efendi kerimesi-parmak

 

Kozluca karyesinden olup bu Mahmut Efendi’yi telef eden Macar oğlu Hüseyin ve müteveffa Mahmut’un haklarında şehadeti eden Ahmet oğlu Mahmut bin Mustafa ve Nebi oğlu Ahmet bin Mustafa’nın takrirleri:

 

S. Siz ne için geldiniz buraya?

C. Allah rızası için bildiğimizi, gördüğümüzü haber vermeye geldik.

S. Bildiğiniz nedir, cevap verin.

C. Bu Macar Oğlu Hüseyin ile karındaşı Mehmet bizim köylü Mahmut Efendi’nin kerimesi bakire Ayşe’yi zahire (buğday) yıkamadan gelirken, cebren yetmiş dört senesinde kaldırdıklarında Mahmut Efendi falan odada oturuyor idik. Haber geldi. Bu maktulen vefat eden Mahmut Efendi beraber olarak arkalarından gittik. Rast geldiğimizde Hüseyin ile Mehmet tüfenk gösterdi. Biz geri durduk. Mahmut Efendi mezbur Ayşe’nin pederi olduğundan üzerlerine varınca bu Hüseyin ile Mehmet’in yedinde bulunan kurşun mahlu tüfenklerini endaht ederek önüne, bu Hüseyin’in kurşunu müteveffa merkum Mahmut Efendi’nin sol koltuğu altından, memesinin yanından isabet etti. Bade (sonra) Mehmet’in kurşunu sol ayağının diz kapağına isabet etti. On altı günden sonra vefat etti. Böylece gördük. Allah rızası için şahadet ettik. Yine sözümüz, ihbarımız budur. Vebali var ise boynumuza olsun. Bildiğimiz gördüğümüz budur.

S. Ne vakit idi, kaç sene oldu, hangi gün idi?

C. Gününü bildiğimiz yok. Fakat yetmiş dört senesinde idi.

Ahmet oğlu Mahmut-Kozlucalı- Parmak      Nebi oğlu Ahmet der karye-i mezbur-parmak

 

 Akçe Bedrik (Akçadere Köyü) karyeli Sağır oğlu Mehmet ve Molla İbrahim’in takrirleri

S. Sizin bu keyfiyetinden haberiniz var imiş. Duymuşsanız haber verin.

C. Şimdi burada ihbar eden Kozlucalı Ahmet oğlu Mahmut’un ve Nebi Oğlu Ahmet’in söyledikleri gibi bu sözü biz o civarlarda tevatüren duyduk, işittik. Bu Macar oğlu Hüseyin fevt olan (ölen) karındaşı Mehmet ile tüfenk endahta ettiler. Hüseyin’in tüfenkinden çıkan kurşun maktulen vefat eden Mahmut Efendi’nin sol koltuğu altından, memesinin yanından isabet ve Mehmet’in kurşunu sol ayağına diz kapağından isabet ederek on altı güne vefat etti. Bunu cümle Alçılı kur’aları (köyleri) bilirler.

 

Sağır oğlu Mehmet-Parmak                           Molla İbrahim-Karye-i mezbur-parmak

 

Pek değerli okuyucularım. Elimizde Osmanlı dönemine ait pek çok el yazma vukuat, vakfiye senetleri ve makbuzları, mahkeme şer’i sicil varakası… gibi belgeleri Sandıklı tarihine ışık tutması için sıra yayınlayacağız. Tüm bu belgeler ve bilgiler-çalışmalar basıma hazır fakat sponsor bulamadığım 8 adet kitap çalışması içinde mevcuttur.

14.02.2013

Hüseyin HÜSREVOĞLU

Emekli Öğrt. Araştırmacı-Yazar


Hüseyin HÜSREVOĞLU hakkında:

Cevap Yazın

Doğrulama Sorusunu Cevaplayınız. * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

sikiş
Blue And Black WP Theme