MENÂKIB-I KUTBÜ-L AKTÂB HACI BEKTÂŞ-Î VELİ KS KİTABI
28 Ekim 2013
09:35
2268 Kez Okundu

MENÂKIB-I KUTBÜ-L AKTÂB HACI BEKTÂŞ-Î VELİ KS KİTABI


Siz dostlarımıza bugün, büyüklerimden bana intikal eden çok önemli el yazma bir eseri takdim etmek istiyorum. Kitabın adı” MENÂKIB-I ŞERİF-İ KUTBÜL-AKTÂB EL-HACI BEKTÂŞ-Î VELİ” dir. 280 sayfa olup her sayfa kenarı kırmızı-siyah iplik baskısı şeklinde süslenmiş, mesnevi tarzında yazılmıştır. Tümünü günümüz Türkçesine çevirdim ve sözlüğünü de hazırladım, basıma hazırdır. Aşağıda görüleceği üzere tamamen eski Türkçe ile yazılı olduğu için okurken yanımızda bir sözlük bulundurmak gerekebilir. Şayet günümüze tercüme etsek, o zaman eserin hiçbir edebi değeri kalmaz. Menakıp demek, menkıbeler yani; büyüklerin yaşamından önemli olayların anlatıldığı eserlerdir. Kitap yazısının Başkent Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Abdurrahman GÜZEL’ in ifadesine göre; 18.-19. yy ait olup arşiv değeri vardır, tarihsel arşiv değeri yoktur. Fakat edebiyat tarihi ve 14.-15. yy Anadolu dili içinde önemi vardır.

 veli

 

 

            Kitap, duadan sonra Hacı Bektaş Veli’nin şeceresini vermiş, Hz Peygamber’den itibaren Hacı Bektaş Veli’nin neslini sıralamıştır. Hacı Bektaş Veli’nin doğumdan önceki Nişabur, Horasan, Bedahşan ve çevresini anlatan nesir yazıdan sonra mesnevi tarzda anlatıma geçmiştir. Eserde; o günkü Türkçenin güzelliği yanında, yurdumuzda 13. ve 14. yy da yaşanmış önemli olayları anlatması, Hacı Bektaş Veli’nin birlikte Susuz Köyü’nde yatan Hacim Sultan ile Mekke’ye gidip hacı olmaları işlenmiştir. Daha sonra Anadolu’ya gelişleri, Tatbik Emre ve Yunus Emre yaşamları, kardeşi Menteş Baba’nın Sandıklı’da meskeni olduğu ve daha pek çok konu akıcı bir dille verilmiştir. Yunus Emre’nin doğduğu köyün adı bile yazılı olan bu kitaptan bazı kesitleri hiç orijinalliğini bozmadan sizlere takdim ediyorum:


BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM
Şükrî ve sipâs-ı lâ-nihâye ve senâü bî-gaye. Ol vâhid-i ferd ü yekta. Ve raûfu azim bî-hemtâ. Âferid-kâr-ı alemî-yan ol pâdişâha olsun kim bir emri ile mükevvenât zuhûr buldu ve bir hikmetle mukadderât oldu ona hikmetinde garâibde zevîl-ukûl acze verir ve günâhı maârif gitmende. Ülûl-elbâb dem-beste kılar, azimet zat içün katında cihan bir hayaldir.

 veli1

 


Bu “Kitab-ı Menâkıb-ı Şerif Kutb-ül Aktâb” mesnedi ûlül-el-bâb Sultan-ül-evliya burhan-ı etkiyâ, fahr-i erbâb, bâb-ulllah ve ol mühîd-i envâr el-yakin ve marifet kâşif-i kenz-i şerîat ve irşâd-ı hâvi-tarikat ebrâr-ı zübde-i rumûz, hakikat nesl-i fatih-el-ebvâb küşâde-i selâsil hazreti sâhib seriyyi lev-keşf yani Sultân Hâcı Bektâşî El-Horasânî Kaddesallâhu sırrahûl- Azîz’in vâki olan mübarek hasb ü nesillerini ve mevlüdlerini ve velâyetlerini ki âlem bâtından bu âlem zâhire gösterdikleri rumûzların tamâmı yerli yerince beyâna getirdik.

            Aziz men aslıl-usul Nurullah-il-mücibul ve sülâlet-ir-Rasûl, matlai-envâr zül-celâl ve sırru sâhib-i idrak vel-ukûl Hazreti Hünkâr Hacı Bektâş-ı Veli (KSA) ki Seyyid-i Muhammed’e kim lakabı İbrahim-i Sâni demek ile meşhur onun oğludur. Ve Seyyid Muhammed Musa-i Sâni oğlu ve Musa-i Sâni, İbrahim El-Mükerrem El-Mücâbi oğlu, İbrahim-el Mücabi Sultan da Horasanî Ali bin Musa Er-Remna’nın ata ana bir küçî kardeşidir.

            —

            Kimin oğlusun ve adın nedir ne tarafa gidersin, dedi. Mezkûr etti: Seyahat üzere seyr edici bir yiğidim. Ve adım Ali Musa Rıza’dır. Gelişim Medine’dendir. Aslım Nebi Muhammed Mustafa’yım’ dedi. Pes hâdim cevabı aldı. Zeynep Hatun’a geldi. İşittiğin bil-külli haber verdi. Çün Zeynep bildi kim gelen Âl-i Resûl’ den imiş fil-hâl. Yine hadimi Sultan’a gönderdi:—Ammizadeniz Âl-i Resûl yetişti, gelsinler, dedi. Pes haber Musa-i Sâni’ ye erişti. Can-ı gönülden şâz olup, dahî hâtun katına geldi. Hatun dahi saray derzenesinde gösterdi. Sultan Musa-i Sâni Ali Er-Rıza katına gelip: Merhaba, safa geldin ya imam nesli imam, dedi. Görüştüler. Bir biri ile soruştular. Birbirlerini bilip, Sultan Musa-i Sâni, Ali İbni Muhammed ibni Ali Er-Rıza’yı sarayına davet eyledi. Geçtiler, oturdular dahi emir eyledi, taam çekildi. Enva-i nimet nazara geldi. Musa-i Sâni: İşbu taamdan buyurun, dedi. Ali bin Rıza: Ben sâimim, dedi. Sultan etti:

 

veli2

 

Miski ve anber sanki micmerden gelir, Şöyle hoş ziya ve boy terden gelir.

Hiç özünden gelmemiştir hun-nifâs, Nitekim meşhur bilir cümle ünâs.

Zahmet ve ağrı elem hiç görmedi, Gitti hemmi ve gussa ve gam ermedi.

Müzde vardı padişaha çün bilir, Görmeğe oğlu yüzün eve gelir.

Şad-u ve mesrur oluben kılar nişâd, Can-u dili şad ile bulur nişâd.

Görecek yüzünü oğlunun o mah, Verdi BEKTÂŞ adını onun o şah.

Bildiler çün kim bu emri has-u âm, Şehir halkın davet etti ol hümâm.

Padişah kıldı velime döktü hun, Eyledi oğlu için ulu düğün

Tehniye kıluben alkış ettiler, Yeyip içip dağıluben gittiler

Emceğin ağzına verdi emmedi, Emmeğe hem meyil dahi kılmadı

Dayeler geldi onu emzireler; Hem gıdası çün ona süt vereler.

Emmedi hiç birisinin sütünü, Tatmadı hiçbir taamın tadını.

Pes şahadet parmağını ağzına, Alûben emer idi bak remzine.

Altı aya dek bu işi işledi, Nutk açıp bir gün bu kavle başladı.

Debredüp bu nutku aldı dile, Bu idi geldi evvel sözü dile.

Çün bu nutkunu onun işittiler, Halk-ı Nişabûr taaccüp ettiler.

Dediler, tehi değildir bu velet, Bunda esrar görüniser bî-adet.

Sair oğlanlar gibi kılmaz reviş, Oluser peyda bu oğlandan çok iş.

Bu alâmetler velilerden gelir, Bu revişi ancak ehlullah kılar.

Nakildir kümmal rivayet eyledi İşbu nev ile beyanın söyledi

Hazreti Hünkâr ol zeynel-kerem Hoca nazarına varacak ol er

Alıcak erkân Hoca’dan hem tamam Horsân’a gelecek ol hümâm

Horsan’da bu idi er namıdır Hazreti Hünkâr’a o yedular

Yedisine dahi Hünkâr Hazreti Erkân eyledi kılûben himmeti

Çün sefer kıldı Horsan’dan üzeri Etti Beytullah seferinden kendisi

Dahi onda Karaöyük’e geldiler Mesken ediben orayı kaldılar.

Geldiler Hünkâr’ın ardınca bunlar Bulûşuben bile kıldılar karar

Bu idi er cümle Horsânîdir Ger ululuk bunların şanıdır.

Menteş Baba durur biri dahi Key ulu halifedir ol ey ahi

Huma Dağı’nın dibinde meskeni Sanduklu’dan yanadır bil onu.

Dirliğinde her kim özin hâk ede Meyitin kendi yüyüp pak ede

Nefis-i hâsid ki eder cana haset Terk etmez ölmeyince tâ ceset

Ölmeden ölmek gerek mümin olan Ölmeden ölendir rahmet bulan


Not: Son üç dizede önemli mesajlar vardır: Eğer kişi hayatında gerçek kişiliğine dönerse cenazesini kendisinin yıkayabileceği, fitne ve fesadın başkasına değil insanın kendi canına-nefsine kast ettiği, insanın ruhunu teslim etmeden önce kendini her an her yerde ölüme hazır beklemesi… anlatılmaktadır.)

 

NOT: Bu yazı 30 Eylül 2010 tarihinde bu sitede yayınlanmıştı. Sitede oluşan teknik bir arızadan dolayı kaybolan yazı yeniden düzenlenerek sizlere takdim edilmiştir.

28/10/2013

Hüseyin HÜSREVOĞLU

Emekli Öğrt. Araştırmacı-Yazar

Hüseyin HÜSREVOĞLU hakkında:
"MENÂKIB-I KUTBÜ-L AKTÂB HACI BEKTÂŞ-Î VELİ KS KİTABI" yazısına 1 yorum yapılmış
  1.  
    İbrahim Zeybek

    Hüseyin Bey,

    Allah yolunuzu açık etsin, çalışmalarınızdan dolayı güç ve sabır eyleye,
    Hacı Bektaş Veli’nin anadolu coğrafyasında yeterli tanınmadığını düşünüyorum, siz işin edebi değerini bende faydalanma özelliğini düşünüyorum. Keşke günümüz türkçesiyle eser tümüyle yayınlanıp halkımızın istifadesine sunulsa.
    Dilimizde yaşanan bu hızlı değişim artık birçok değerimizi anlaşılmaz kılmakta, özellikle gençlerimizi yenilerini bulmaya yöneltmektedir.
    Saygılarımla,

    İbrahim Zeybek

Cevap Yazın

Doğrulama Sorusunu Cevaplayınız. * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

sikiş
Blue And Black WP Theme