KOCA ÇAY VE DEMİR KÖPRÜ
11 Mayıs 2013
14:41
4998 Kez Okundu

Karaca ören köyünün güneyine düşen yerdeki su deposu olan yerden eski mezbaha önüne kadar hemen hemen bir kilometreye yakın çay genişliği on beş metre vardı derinliği iki-iki buçuk metre vardı. Etrafı çeşitli ağaçlarla çevriliydi. O zamanlar yağmur çok mu yağıyordu nedendir bilmiyorum. Her yağmurda sel durumunu meydana gelirdi. Tahta ve dal ile yapılmış köprüleri kökünden söker, alıp giderdi. Her köprünün o muhitte isimleri vardı.

 

Bir bir sayayım:

 

Hacı Kadir Köprüsü: Kadılar Evinin önü,

Müradin Köprüsü: Müradin Cami önü,

Alaybey Köprüsü: Alaybey Sokağı önü,

Müslehettin Köprüsü: Mescit Camisine gider.

Cımıza Köprüsü: Havai Sokağına ve Ecit Sokağına gider.

Hamam Önü Köprüsü: Cami önüne gider.

Nuri Ağa Köprüsü: Dükkânın önü. Adı üstünde Demir Köprü, hükümet önünde, Hükümet köprüsü, Ceza evi önü,

Memenoğlu Köprüsü: Kubbeli Cami önü,

Çakılaz köprüsü: Eski kaymakam evi önü,

Şaloğlu köprüsü: Şaloğlu cami önü,

 

Tahta köprüler iptidai yapılmış durumda olduğundan dal araları biraz aralı, ayaklarımızı boşluğa kaptırmamak için bayağı talimli yürürdük.

 

Demir köprüye gelince o günlerde Afyon-Dinar yol güzergâhı Hisar mahallesinden başlar yanık kışla yönünden Dinar’a doğru giderdi. Şehirlerarası vasıtalar bu yolu vasıtalar bu yolu takip ederlerdi.1925–1930 yılları arası zamanın Nafıa Bakanlığı sık sık sel gelen ve köprülerin tahrip olduğunu görerek buraya kara yolları ödeneği ile köprüyü yaptırmışlar. Ağır vasıtaların geçişlerini kolay hale getirmişlerdir. Hükümet meydanı falan olmadığından biraz geniş olan çevre rahata kavuşmuş.

 

Yağış olmadığı zaman çayın akıntısı yarım metreye düşer. O zamanlar evlerde terkos su teşkilatı yok taşıma su ile evlerin ihtiyaçlarına sokak başlarındaki çeşmelerden evlere su taşınır. Lağım kanalizasyon yok portatif helâlar taşıma su ile pisliği ark vasıtası ile çaya akıtılır. Hem pis bir durum yaratır hem de çok pis kokar insanları rahatsız ederdi.

 

Rahmetli Cemal Manav Hoca, belediye reisi iken buraya uygulanacak bir proje hazırlamış. Çayın ıslahı için bir şeyler yapalım demiş.O arada hastalanmış ve ölümü ile projesi uygulanama-  mış.Cemal Hoca’nın vefatından sonra Nimet Özçiftçi belediye reisi olmuş ve hemen projeyi işleme koymuş. İlk önce çayı,Cımıza Köprüsüne kadar kapatmış ama paraları yetmediği için bir müddet ara vermişler ondan  sonra ilave olarak kanalizasyon projesi de tanzim edip yeniden faaliyete geçmişler. İşlem gerçekleştirilip çay kapandıktan sonra şehrin pisliği ortadan kalkmış. Geniş bulvar durumunda bir cadde meydana gelince kenardaki evlerde hareketler başlamış. Herkes gücüne göre inşaata kalkmış. Cadde güzelleşmeye başlamış. Şimdi Dere boyu adıyla anılmaktadır. Allah sebep olanlardan razı olsun. Ne kadar teşekkür etsek azdır.

 

Hükümet konağı, demir köprünün heybetli görüntüsüyle zamanın en görkemli yeri idi. Demir köprünün, önemli durumunu anlatmaya çalışacağım. Demir köprünün hükümet konağı ayağında ulu bir ağaç vardı. Hemen altında yine ağacın dalına asılı lüks lambası onun yağını koyup havasını basmak zabıta memuru Emin Çavuş(Esen) tarafından ezan ile beraber yakılır. Havası gazı bittiğinde saat 22-23’te sönerdi. Emin çavuş yanında görevli iki elemanı ile sokak başlarında idare lambalarının gazını kor, yakar onlarda bir müddet sonra sönerdi. Evlerden evlere misafirlik için gitmek icap ederse gemici fenerleri olanlar onunla giderlerdi. Bazıları da pilli el fenerleri ile idare ederlerdi.

 

Daha o zaman belediye parkının olduğu yerlerde evler vardı. Üstü kara örtü dediğimiz dam evler. Bazılarının alt katında küçük dükkânlar vardı. Arzuhalciler buraları yazıhane olarak kullanırlardı. Köprünün çarşıya doğru meydanımsı boşluğu vardı. Ağaçların altında çay kenarına yakın yerlere hasır serilir. Üzerine bağdaş kurularak oturulur. Bazı arkadaş grupları bir işi olmayıp aylak gezenler buralarda kendilerine göre eğlenirler vakit geçirirler. Öğle oldu mu bir hareketlenme görülür. Kimi saç kavurma yaptırmış bir köşede tatlı tatlı yiyorlar. Kimi peynirli kıymalı pide yaptırmış onlarda öle tıkınıyorlar. Bir vaveyla sorma gitsin. Hele akşam yaklaştı mı akşamcılar ayağa kalkar onlarda kendilerine güveç, ızgara çeşitli çerezlerle demlemeye başlıyorlar. Hiç birinde taşkın bir tavır eda yok. Efendi efendi eğleniyorlar. Her gün bu böyle devam edip gidiyor.

 

Yağmurlu havalarda karşı köşede Kavas’ın kahve hasırların üzerindeki müdavimleri içeri alıyor. Burada kahvehane kültürü başlıyor. Kimi tavla oynuyor kimi domino taşı. Kimi bulursa kâğıt oyunu altmış altı, bom, pişti vs. İsmail ağa oranın sahibi hem haris hem gaddar. O zamanlar elde avuçta bir şey yok. Para kazanılmıyor. Harman kalkacak, borçlar ödenecek! Çarşının hali böyle. Veresiye için isimleri yazılı pervazların altına asılı tahtalara çizgi çekilerek işlem yapılır. Akşamdan sonra gelmeyen müşterisinin hesabına çizgisini çeker geleydi diye söylenirdi. Hele birisi şu bizim hesabı çıkar dedimi oynaya oynaya bir hâl olurdu. Allah var çayı kahvesi içilir. Çok güzel çay demleyen ocakçısı Hüseyin ağa işinin ehliydi. Garsonu Hüseyin Karyağdı(Dizgin Hüseyin) alkolikti ama çalışıyorken içmezdi. Buraya gelen müşteriler kıyafetleriyle yarış ederlerdi. Giyime kuşama çok önem verirlerdi. Gözden kaçmayan arkadaş grupları kalitesini ispat etmiş kişilerdi. O günün medeni hareketlerini bu gün göremiyorum.

Mehmet Topbaş hakkında:

Cevap Yazın

Doğrulama Sorusunu Cevaplayınız. * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

sikiş
Blue And Black WP Theme