YANIK KIŞLA
03 Haziran 2013
08:07
1226 Kez Okundu

6. fırka o zamanın Sandıklı’da asker yetiştiren eğitim alayı şimdiki Güleç kırtasiyenin olduğu bina komple askeri idareye aitmiş. Kışla, bu birliğin eğitim sahası olarak kullanılırmış. Askeri binalar, koğuşlar epeyce büyükmüş. Gizli deposu bile varmış. Yunan işgalinde yakıldığını yana yakıla anlatırlar.

 

Harabe kalıntıları çocukluğumda hatırımda kalan durumuyla ön, yola doğru duvarlar arasında birkaç pencere camı çerçevesi yok yıkık bir vaziyette idi. Oralarda oynarken üzerimize yıkılır korkusu yaşardık. Eski mezarlıktan bahçeli evlere kadar geniş yeşillik içerisinde geniş bir alan. Şimdiki hükümet binası yapılmadan önceki o yerin yol kıyısına rastlayan kavak ağaçlarının altına gezginci ip cambazları direklerini çekip gerdikleri tellerde akrobasi hünerlerini gösterirlerdi. Boncuk parodileri çocukluğumuzun en hoşa giden hareketleri idi. Gece oldu mu bizler birkaç yaramaz cambazların yaptığı taklit eder yere yakın tel üzerinde çeşit oyunlar yapmaya çalışırdık. Şimdi unutulan bir sanat dalıydı diyebilirim. Evet, şimdi de sirkler var ama bu güne gelinceye kadar yel aldı, sel aldı. Elveda.

 

Kışlanın bahçeli evlere doğru olan zemini futbol sahası olarak hizmet veriyordu. Burada resmi bayramların merasimleri ile okulların gösterileri bize göre görkemli olurdu. Sandıklılılar bayramlara çok önem verir kışlayı doldururlardı. 23 Nisan Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Gençlik Bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı hele 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı bütün özellikleriyle şahane olurdu. Şimdi o heybetli gösterişli bayramları görmek biraz zor çünkü her şeyin değiştiği gibi bayramlarda değişti.

 

Kışlada saat dokuzda başlayan, geceye kadar devam eden Cumhuriyet Bayramları ne güzeldi. O zamanlar ne lise ve ortaokul vardı. Yalnız ilkokul o da Bahçe içi, Barbaros, İlhami ve Çetinkaya yeni yapılmıştı. Alay alay Sandıklılılar Cumhuriyet Bayramı için kışlayı doldurur. Nutuklar söylenir. Günün önemi anlatılır. Huşu içinde dinler ve alkışlar resmigeçit başlar. İlk önce okullar, arkasından esnaf dernekleri hazırladıkları at arabaları üzerine döşedikleri iş aparatları ile geçerlerdi. Demirci, demir döve döve, terzi, terzi makinesini çalıştırarak, helvacı, kazanında helvasını karıştırır, berber, müşterisini tıraş ederdi. Kaymakam önünde resmigeçit töreni o kadar güzel olurdu ki o günleri unutamıyorum. Gece oldu mu Karacaören köyü deve yaparlar. Birkaç insan üzerine örtülen çul ile hörgüçleri bile olan deveyi getirirler eski belediye ve halk evi öünde davul eşliğinde çeşitli oyunlar oynanır bayram bu şekilde biterdi. Çocukluğumu çok küçük yaşımızdan bu güne kadar burada geçti. Tabii evimizin o muhitte olması bunun şahididir.

 

Bizim yaşadığımız o günlerde ne topumuz vardı, ne ayakkabımız. Yalın ayak dükkânımızın terzi kırpıntılarından diktiğimiz adı çapıt top ile oynardık. Akşama kadar arkasından koşar, koşar, koşardık. Çamaşırlığın önündeki çeşme bizim gazozumuz serinliğimiz idi. Lıkır lıkır içer hadi koş bakalım çapıt topunun arkasından… Hele kış geldi mi bir başka uğraşımız daha olurdu. Testi ve bakraçlara çeşmeden su doldurur kışlanın yokuş olan bağ önlerine suları serper buz tutmasını isterdik. Hava ayaz oldu da buz tuttu mu? Bu sefer bir iki atamak yapar sakatlanmak pahasına kızaklarımızla kayar, hoşumuza gittiği için tekrar tekrar kayardık. Kış bitip de bahara girdiğimizde yazın gezmesini iple çekerdik.

 

Bu seferde gece kışla tenha olduğu için bisiklete binmeyi öğrenmek dolayısı ile en uygun zamandı. Birkaç arkadaş birbirimize yardımcı olur bisikletin arkasından koştururduk. O zamanlar öyle herkeste bisiklet falan yok. Amcamın NSU marka külüstür bir bisikleti vardı. Jantı, üst lastiği sağlam fakat iç lastiği yok. Pratik çocuk zekâsı ona çare bulmakta gecikmedik. Gene dükkânın kırpıntılarından yastık biçiminde jant uzunluğuna uygun dikip yerleştirdik. Biraz zorlanıyorduk ama binebiliyorduk. Yoklukta var ettiğimiz bu işlemlere gülmekten katılırdık.

 

Çocukluğumuz gençliğe döndüğünde de kışlaya bir başka şekilde giderdik. Çünkü o zamanlar Kumalar Gençlik Kulübü vardı. Haftanın bazı günleri antrenman yaparlardı. Bizde kale arkasında top toplamak ve topa vurabilmek hevesi ile koşturup dururduk. Tam askerlik yoklamasına yakın zamanda Kumalar Gençlik Kulübü’nün lokalini açtım. Ortağım İbrahim Açıkgöz idi. Rahmetli orayı devamlı bekleyecek ben yalnız akşamları oraya gidecek beraber müşterilere bakacağız. Kazandığımız parayla yakın il ve ilçe takımlarıyla maç yapacağız.

 

O zamanlar lig maçları falan yoktu işte bizim gibi ön ayak olup kulübe yardım ederek maç oynamak için teklif götürülürdü. Gerek oraya gidilerek, gerek buraya getirilerek maçın oynanmasına çalışırdık. Afyon ve ilçeleri ile Isparta, Burdur hatta bir keresinde Antalya Esnaf Sporu Sandıklı’ya getirip maç yaptırdım. 1948–1852 Sandıklı’nın futbol yaşamı en yüksek seviyedeydi. Sandıklılılar maçları takip eder kışlayı doldururlardı. Futbolcular aklımda kaldığına göre sıralamaya çalışayım:

Halil Aydın

Arap Ali

Küt Ali

Güdük Ali

Buçuk Ali

Küçük Ali

Keskin Ali

Telat Ergül

Fersan

Yaşar İnce

Avni Keskin

Faruk Aksu

Muzaffer Aksu

Yunus Ergün

 

Daha aklıma gelemeyenler, Sandıklı pancar bölge şefi Rasim, hem başkan, hem antrenör, hem de oyuncu idi. Cemal Manav hoca hakemimizdi. Sağ olanlara uzun ömür, ölenlere rahmet dileyerek bu bölümü de bitirelim.

 

Kışlamızın önemli vazifelerinden birini daha yazalım. O zamanlar her ailenin tarlası bağı bahçesi var. Tarladan tahılı, bahçeden sebzesi, bağından üzümü kaynatırsan pekmezi olur. Buğday yıkanacak un olacak yeri çamaşırlık ve kışla, kazanlar vurulur bulgur kaynatılacak. Kışlaya taşınacak. Sergiler yayılıp üzerinde bulgur kurutulacak. Taş döğeni tabir ettiğimiz yerde kabuğu çıkarılacak, irmiği bulguru ayrılıp kaplarına konacak. Buğdaya bulgur kaynatılan gün yıkandığı için o da değirmene gönderilip un öğütülecek. Sıkı sıkı tembihle mümkün olduğu kadar ince olması sağlanacak. O da ambarına konacak. Haşhaşta o gün yıkanır. O da küplerine konur. Yağ çıkacağı zaman yağcıya yollanır. Un hazır, yağ hazır, bulgur hazır. İş helva yapmaya, pilav pişirmeye tatlı tatlı yemeye kaldı. Ekmek yapılması için fırından nöbet alınacak. Hamur evde yoğrulacak. Kabarması geldiğinde fırına götürülüp ekmek, pide, bükme yapılıp sıcak sıcak servise sunulacak. Ekmek bayatlamadan on, on beş gün dayanır.

 

O zamanın aileleri geçim derdi bilmezlerdi.  Her evde bir iki inek manda olurdu. Çarşıdan çay şeker gibi erzaklar alınırdı. Osmanlı’dan günümüze kadar atadan gelen mal mülk sona erdi. Bizlere kadar gelen Osmanlı serveti dağıla bölüne maalesef bitti. Ben bundan sonra gelecek nesile elimde olmadan acıyorum.

 

Bu günün insanları çalışmayı, üretmeyi sevmiyorlar. Herkes hazır servet arıyor. O da tarihe karıştı. Osmanlı’nın tarlası, bağı bahçesi hâsılı her şeyi bitti. Bundan sonraki insanlar başının çaresine baksınlar. Merdin, namerdin kapısı güç!

 

Çalışan aç kalmaz!

 

Mehmet Topbaş hakkında:

Cevap Yazın

Doğrulama Sorusunu Cevaplayınız. * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

sikiş
Blue And Black WP Theme