Yalnızlık Üzerine… Şiir ve Bir Kaç Yorum
23 Şubat 2015
23:25
945 Kez Okundu

Bir gün akşam üzeri sevmenin asıl manasının bu dünyadaki bir canlıya ve tüm tabiattaki eşyâya ait olduğunu fark ettim. Düşünmenin en güzel erdemi bence sevmekten geçiyor. Sevmek yalnızca… Bir selam ile gönülleri fetheden kainatın en değerli hazinesi olan insan kalbi; zamanın hengamesinde yavaş yavaş eriyor ve sadece eritilmiş, kalıplaşmış ruhsuz bir biçemle apartman boşluklarında yaşıyor. İnsan tüm zorlukların üstesinden gelebilecek bir tefekküre ve hisse sahip olan yüce varlık. Sadece sevmenin erdemini karşılayamıyor. Çünkü tek başına yapamayacağı, koşulları ve bağlılıkları olan bir eylemdir sevmek. Bu yazımızda insanın birey olarak yalın ve kimsesiz oluşunu işleyen şiirlerden hareketle günümüz insanın en büyük psikolojik çıkmazı olan şehir içi yalnızlık temini ve sevginin tekil halini ele alacağız. Öncelikle ülkemizde bireyin yalnız oluşunu etkileyen bazı etmenleri bir liste halinde verelim:

1- Özelikle 1950’den sonra başlayan hızlı sanayileşme ve endüstri kollarının artmasıyla kolaylaşan köyden kente göç

2- Evliliklerin daha çok büyük aile tipinden ziyade çekirdek aile tipine dönüşmesi

3- Teknolojik imkanların artışı ile yüz yüze iletişimin değer kaybı

4- Kültür dünyamıza giren “ben” ile toplum olarak hızlı bir biçimde tanışmamız

5- Değerlerin sadece maddi öğeler ile ölçülmesi

6- Bohem hayatın (vurdumduymaz ve neme lazımcı düşünce) bir ekol ve moda haline gelmesi

7- İnsanların ahlaken çökmesi ve buna binaen bireyin toplum içinde ihaneti şiddetli hissetmesi

Bu örnekleri dilediğimiz kadar çoğaltabiliriz. Gelelim işin öz kısmını anlatan şiirlerimize:

Kimsesizlik

Yıllardır ki bir kılıcım kapalı kında,
Kimsesizlik dört yanımda bir duvar gibi;
Muzdaribim bu duvarın dış tarafında,
Şefkatine inandığım biri var gibi.

Sanıyorum saçlarımı okşuyor bir el,
Kıpırdamak istemiyor göz kapaklarım;
Yan odadan bir ince ses diyor gibi gel!
Ve hakikat bırakıyor hülyamı yarım.

Gözlerimde parıltısı bakır bir tasın,
Kulaklarım komşuların ayak sesinde;
Varsın yine bir yudum su veren olmasın,
Baş ucumda biri bana ‘su yok’ desin de!

Kemalettin Kamu

Kemalattin Kamu Milli Edebiyat döneminde Faruk Nafiz’in izinden gittiği hece vezniyle yazmış olduğu tema bakımından yalnızlık ve gurbet şiirleriyle tanınan bir şairimizdir. Edebi şahsiyeti hakkında yapmış olduğumuz genel tespit bu şekildedir. Şairin bu şiirindeki ifadelere ve söz dizimindeki ustalığına bakacak olursak duraklarda dahi yalnızlığın o sesini işlemektedir. Bizi asıl ilgilendiren son kıtadaki o derin ve içli sestir:    Varsın yine bir yudum su veren olmasın,
Baş ucumda biri bana ‘su yok’ desin de!

Şair kendisine yardım eli uzatmasa bile yanında bir ses olmasını bu dizelerde ne kadar güzel betimlemiştir. Şairimiz milletvekilliği döneminde tamamen kendini siyasete adamış, hayatını paylaşacak bir eş bulamamıştır. Böylelikle sevgiyi sevmeyi objede yani hayatın içinde aramış bu şekilde mutlu olmanın yollarını bulmuştur. 47 yaşında yalnız bir odada geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yummuştur.

Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır.
Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım,
Bu gece dağ başları kadar yalnızım…

Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından,
Dudaklarımda eski bir mektep türküsü,
Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim,
Gözlerim gözlerini arıyor durmadan,
NERDESİN ?

Attila İlhan

 

Birey yalnızlığını çoğul ortamda değil tekil ortamda daha çok hisseder ve içli bir nağme gibi ağzından dökülen sözlere adını şiir koyar. İşte yalnız şailerin en çok ilham aldıkları vakit gecedir. Öyle ki gece aşıkların maşuklarına kavuştukları vuslatın perdesidir. Lakin ya o perde hiç açılmayacak ve sevmenin adı tarihin tozlu raflarında kalacaksa… İşte Attila İlhan tam olarak bunu anlatmaktadır. Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyor. Kimsenin gitmediği kimsenin sesini duymadığı hareketsiz eski tabirle sâkit (sükuttan türeme) bir atmosfer. Gecenin parmaklarından çiçekler nasıl olur da damlar ? Ve bu çiçekler ayrılık çiçekleri midir ? Yoksa sevda çiçekleri midir bilinmez ama bir karanlığa kendini bırakacak kadar sevmişse bir insan yalnızlığını anlatmak için sevdiğine “NERDESİN?” der.

SEN SEN SEN

Bir dağbaşı yalnızlığı yaşıyorum yeniden.,
Dağ başı yalnızlığı ölümden beter.                       Dağ başı yalnızlığı
Hiç kimse aramasa sormasa beni

Sen gelsen yeter..                                                     Çareyi sadece bir sevdiğinde aramak

Huzur ellerinin güzelliğidir.
Gözlerin karşımda mutluluk denizi.
Her sabah soframızda ekmeğimizi
Sen bölsen yeter..                             Anlatımdaki samimiyet sofrada ekmeğimizi sen bölsen yeter

Yüreğim seninle yaylalar kadar serin        Anadolunun masum ve özlem yüklü mekanı
Ne bir çizgi hasret, ne bir nokta gam
Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam
Sen dolsan yeter..

Bende çaresizlik sonsuz kördüğüm.
Bende sabır sende naz..
Gündüzünden vazgeçtim düşümde biraz
Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter..

Duymasa da hiç kimse şâir gönlümün,
Sende karar kıldığını…
Ve içimin şerha şerha yarıldığını,
Sen bilsen yeter..

Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi..
Çıkıp gelsen uzaklardan korkulu ürkek..
Bir incecik dal gibi üzerime titreyerek,
Eğilsen yeter………..

Yavuz Bülent Bakiler…

Ölüm olsa da sen gel sevdiceğim. Korkma senin hasretinden  ölmüş de olabilirim. Ama sen bir gölge ol mezarıma yeter. Daha ne denir ki yalnızlık bu kadar samimi ve içten daha nasıl anlatılabilir ? Şairin kullanmış olduğu mekanların genel olarak coğrafyamız içinde yörüklerin yazları hayvanlarını otlatığı ve serinliğine havasına suyuna hasret kaldıkları “Yayla” olduğunu görmekteyiz. Peki şairimiz neden bu “Yayla” mekanını ve dağların ıssızlığını seçmiştir? Demek ki birey sadece kentlerin içinde eriyip giden yalnızlıkla tutuşan birisi değil Anadolunun ücra bir köşesinde aşkıyla dem be dem tutuşan buyrunuz hemen zikredelim adını Fuzuli gibi:

Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd- sâbâdan gayrı

Dertli dertli şiire dem vurabilmekteymiş….

Yalnızlık Paylaşılmaz

Yalnızlık, yaşamda bir an,
Hep yeniden başlayan..
Dışından anlaşılmaz.

Ya da kocaman bir yalan,
Kovdukça kovalayan..
Paylaşılmaz.

Bir düşün’de beni sana ayıran
Yalnızlık paylaşılmaz
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.

Özdemir Asaf

Yalnızlık paylaşılmaz … Paylaşılsa yalnızlık olmaz. Bu derin bir manadır aslında ilk bakışta kolay bir okunuş ama mana olarak derinlere gidecek kadar sehl-i mümteni örneği… Hiç bir dost sizin sevdiğinizin yerini tutmaz. Kimse kimsenin yerini tutamaz eğer tutsaydı zaten herkes 3. tekil kişi olurdu. Sevdanın hükmü geçmez. Sosyal varlık olarak yaşamamız imkanı olmazdı. Sevdanın paylaşılacağı tek kişi kimdir ? Yâr değil de kimdir ?

Şimdi yazımıza yorumlar katmadan bir diğer yalnızlık şiirleriyle son noktayı koyacağız. Bırakalım onlar şair dillerinden anlatsınlar yalnızlığı…. Bu arada Nazım Hikmet’i de anmadan edemeyeceğim ne diyordu şair ?

Yalnızlık insana çok şey öğretirmiş
Ama sen gitme ben cahil kalayım…

Yalnızlık Şiiri   

Bilmezler yalnız yaşamayanlar,
Nasıl korku verir sessizlik insana;
İnsan nasıl konuşur kendisiyle;
Nasıl koşar aynalara,
Bir cana hasret,
Bilmezler.

Orhan Veli Kanık

YALNIZLIK SONNET’Sİ

yalnızlık zamanlandı: önce aşk, sonra yaprak…
günler geçilecekler… atlar, gümüş yeleli!
yüzünü aynalara, bir tek onlara bırak;
sürünsün sırı aşkın, bak, seni görmeyeli
çok değişti aynalar! ev içleri bulandı;
herşey artık ne kadar, ne kadar da kurak!
odalar orda burda, içlerine kapandı;
sofalarsa eğreti; yüklük ve kap kacak
somurtup duruyorlar… herşey ölgün! bekleyiş
gibidir burda olmak, bekleyiş gibi olmak…
sen gel, şimdi kendini o aynalarla değiş;
gel, burda ol! daima! -ve nasılsa kararmak-
ta olandan bakarım sana giden günlere;
tenindir, beleniyor, âh, yeşil ekinlere…

Hilmi Yavuz

YALNIZLIK

Şemsiye yapımcıları
ıslanmaktan
tek kişiyi koruyacak genişlikte
kesince kumaşları
yağmur değil
yalnızlıktır yağan

Daha da hüzünlendirir her gece
kentin sokaklarını
bekçinin nefesiyle
düdüğün içinde dönen
nohut taneciğinin
yalnızlığı

Ne çok sevinirim bilseniz
bir yılan
mezarıma girer de
göğüs kafesimin kemikleri içinde
kış uykusuna
yatarsa

Sunay AKIN

Savaş BÜYÜKGÖKDERE hakkında:
1 Eylül 1991 yılında Isparta'da doğdum. İlköğretimi Isparta Hilmi Dilmen İlköğretim Okulu ile Sandıklı Zafer İlköğretim Okulu, Mehmet Akif Ersoy İlköğretim okulunda tamamladım. Sandıklı Anadolu Öğretmen Lisesinden mezun oldum ve Öss'de almış olduğum puanla Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi Türk Dili Ve Edebiyatı Bölümüne yerleştim. Lisans eğitimim süresine çeşitli dergi ve gazetelerde şiir ve yazılarım yayınlandı. Türk Tarihi, boyları, kültürü, geleneği ve edebiyatı alanında araştırmalarım ve incelemelerim devam etmektedir. Eski Türk Edebiyatı metinlerini okumaktan yorumlamaktan büyük zevk duyuyorum. Halkın düşün ve estetik zevkinin oluşması, ortak bir fikir birliği elde etmesi için edebiyatı bir araç olarak görmekte ve bu yönde Balıkesir merkezli Simit-Çay adlı edebiyat dergisinde yazılarımı, şiirlerimi yayınlamaktayım.

Cevap Yazın

Doğrulama Sorusunu Cevaplayınız. * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

sikiş
Blue And Black WP Theme